550 milyon yıldan uzun bir süre var olan, dünyanın en eski kıtası Afrika’nın kuzeyinde yer alan ve yeryüzünün en büyük çölü olan Sahra Çölü’nün altında kalan bölge, Sahra Altı Afrika’sı (Sub Saharan Africa-SSA) olarak adlandırılmaktadır. Siyah ırkın hâkim olduğu bu bölgede yaşayanlar, çölün aşırı zorlu iklimi sebebiyle Kuzey Afrika’dan ve dünyanın diğer bölgelerinden izole bir hayat sürmüşlerdir. Yaratıcısı oldukları caz müziği, halen var olan kabileleri, davul ve benzeri ritimleri, tahtadan oyulmuş maskeleri ve binaları, renkli desenli giysileri ve safarileri ile ünlü ve çoğu genetik bilimcisine göre insanoğlunun doğum yeri olan bu tarihi bölgenin öncelikle kısaca tarihine değinilerek belirgin sosyo-ekonomik özellikleri açıklanacak, daha sonra ekonomik gelişimi irdelenerek sigorta ve reasürans piyasaları hakkında bilgi verilecektir.
1. Sahra Altı Afrika Bölgesine Genel Bakış
Bazı genetik uzmanları Sahra Altı Afrika’sını, özellikle Doğu Afrika Bölgesini insan ırkının (Genus Homo) doğduğu yer olarak kabul etmektedir. Bölgede, paleontolojik olarak goril ve şempanze türlerinden ayrılan ve insan anatomisine yakın olan kafatasları bulunmuştur. Bu insan türünün, Afrika Kıtasının yeşillikten kurak döneme geçiş dönemi olan 5 ila 10 milyon yıl önce yaşadığı düşünülmektedir. Ayrıca bölgede bulunan taştan yapılmış aletlerin 2,5 milyon yıl önce kullanıldığı ispat edilmiştir.
Sahra Altı Afrika Bölgesinde çok sayıda kabile yaşamaya devam etmektedir. Birbirinden farklı kültür, gelenek ve dile sahip bu kabilelerin belki de nadir ortak yönlerinden biri, çoğunun Orta-Batı Afrika’da doğan Bantu kabilelerinin neslinden gelmesidir. Bantular memleketlerinden M.Ö. 1.000 yıllarında göç etmeye başlamış ve Sahra’nın güneyindeki diğer tüm alanlara yerleşmişlerdir. Zaman içerisinde bu kabilelerin üyeleri yerleştikleri alanlarda daha ufak gruplar haline gelmiş ve her grup kendi içinde gelişmiştir. Bu sebeple kabile sayısı artmış ve bunların her biri kendine özgü dil, gelenek ve kültüre bürünmüştür. Bu durumda Sahra Altı Afrika Bölgesinin halen konuşulduğu bilinen 1.000’den fazla dil ve lehçesi ile dünyanın en çok dile sahip bölgesi olması şaşırtıcı değildir. Bölgedeki dil sayısının dünya toplamının yaklaşık 1/6’sına denk geldiği bilinmektedir.
Bölge tarihinde dikkat çeken bir diğer dönem, kölelik ve fildişi ticaretinin Güney Afrika’ya kadar yayıldığı 1700’lü yıllardır. Bu akıma karşı gelmek amacıyla bugünkü Güney Afrika’da yerleşik Zulu İmparatorluğunun başındaki Kral Shaka kuzeye, bugünkü Botsvana, Zambiya ve Zimbabve’ye doğru ilerlemiştir. Buralardaki kabilelerle birlikte, köle kaçırılmasıyla daha etkili savaşabilmek için, Avrupalı tacirlerden ve misyonerlerden fildişi ve deri karşılığında silah almaya başlamışlardır. Bölgeden köle ticaretini daha çok Avrupalılar ve Araplar yapmış olup, bu ticarete daha sonra Amerika da dâhil olmuştur. Arapların Doğu Afrika’dan yaptığı köle ticareti dünyanın en eskisi olup, 1900’lü yıllara kadar devam etmiştir.
Sahra Altı Afrika Bölgesi, dünyanın emperyalizm etkisinden ve uygarlıktan en uzun süre uzak kalabilmiş ülkelerine sahiptir. 1873 yılında başlayan ve 1879 yılına kadar devam eden global ekonomik durgunluk, özellikle Avrupa ve Amerika’yı etkilemiştir. Bu dönemde halen gelişmemiş Afrika piyasaları, dış ticaret fazlası sağlayacağı için başta İngiltere olmak üzere Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine cazip gelmeye başlamıştır. 1884-85 yıllarında gerçekleşen Berlin konferansı ile Afrika toprakları, Avrupa’nın ana güçleri arasında paylaşılmıştır. Bu sebeple Sahra Altı Afrika ülkelerinin sınırları düz çizgi gibidir. Yapılan anlaşmaya göre her ülke kendi kolonisindeki kabile şefleriyle anlaşacak, oraya bayrağını dikecek ve koloniyi kendi yönetimine alarak ekonomik olarak sömürecektir. Bunların yapılamadığı durumlarda anlaşmadaki başka ülke o koloniyi ele geçirebilecektir.
II. Dünya Savaşından sonra ayaklanmaya başlayan Afrikalılar özgürlüklerini geri almaya başlamışlardır. Güney Afrika ülkeleri (Angola, Mozambik, Zimbabve, Namibya, Güney Afrika) hariç tüm Sahra Altı Afrika ülkeleri özgürlüklerini 1960’larda ilan etmiştir. Daha sonrasında, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Berlin duvarının yıkılmasını takiben yayılan serbest piyasa ekonomisi akımı Sahra Altı Afrika ülkelerini de etkilemiştir.
Bugünkü Sahra Altı Afrika Bölgesi, Doğu ve Batı kıyılarındaki adalar dâhil toplam 48 ülkeden oluşmaktadır. Sudan, Sahra çölünün güneyinde kalmasına rağmen politik olarak bölge dışında tutulmaktadır. Sahra Altı Afrika topraklarında dünyanın oluşum dönemlerinde meydana gelen patlama ve püskürme olaylarında katılaşan kayalar ekonomik olarak değerli altın, elmas, bakır ve krom gibi madenleri ihtiva etmektedir. Bu sebeple, yer altından maden çıkarmaya dayalı sanayi, birçok bölge ekonomisinde bugüne kadar belirgin rol oynamıştır.
Ancak bu kadar değerli madenleri olan bir bölgenin halen dünyanın en fakir insanlarına sahip olması ilginçtir. Bunun temel sebepleri arasında ülkelerin geçmişteki kolonizm, kölelik ve sosyalist ekonomi politikalarının etkilerinden kurtulamamaları ve hükümetlerin etnik gruplar arası çatışmaları engelleyememeleri gösterilmektedir. Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinin çoğu Sahra Altı Afrika Bölgesinde yer almaktadır. Dünya Bankası tarafından yayımlanan son global yoksulluk raporu verilerine göre 2012 yılında bölge nüfusunun %43’ü günde 1,90 ABD Doları’nın altında kazanca sahiptir. Aynı oran 1990 yılı için %56 olarak açıklanmıştır. Ancak bölge nüfusundaki artış dikkate alındığında yoksul sayısında da artış olduğu görülmektedir. 1990 yılında 280 milyon kişi yoksul sayılırken, bu rakam 2012 yılında 380 milyona yükselmiştir.
Swiss Re tarafından yayınlanan Sigma verilerine göre 2015 yılında 1,1 milyar kişi olan bölge nüfusu dünyanın yaklaşık %15’ini oluşturmaktadır ve 2050 yılında 2,3 milyar kişiye ulaşması beklenmektedir. Okuma yazma oranı 1995-2012 yılları arasında sadece %4 oranında artmıştır ve kentsel alanlarda daha yüksektir. Nüfusun yarıdan fazlası 25 yaşın altındadır. Ayrıca bölge genelinde ciddi AIDS ve çocuk ölümü sorunu var olup, bu konuda gelişmeler kaydedilse de halen devam etmektedir. Bu sorunların aşılmasıyla birlikte, ciddi nüfus artışı da dikkate alındığında, 2035 yılına gelindiğinde 15-64 yaş arası çalışma yaşındaki Afrika nüfusunun kalan tüm dünya toplamını aşması beklenmektedir.
Dünyada kentselleşmenin en hızlı arttığı bölge olan Sahra Altı Afrika Bölgesinde mega kentler oluşmaya başlamıştır. Lagos (Nijerya) ve Nairobi (Kenya) gibi şehirler bölgenin önemli ekonomik faktörleri haline gelmektedir. Nijerya’nın Lagos şehrinin nüfusunun 2030 yılına kadar katlanarak Afrika’nın en büyük şehri olması beklenmektedir. Bölgede kentselleşmenin yanı sıra mobil telefon ve internet kullanımı da özellikle genç nüfus ve orta gelirli sınıfta hızla artmaktadır. Bu iki gelişim, yazının 3. bölümünde de görüleceği üzere sigorta şirketlerinin portföylerini ve dağıtım kanallarını geliştirmelerine yardımcı olmaktadır.
2. Sahra Altı Afrika Bölgesindeki Ekonomik Gelişim
Sahra Altı Afrika Bölgesi ekonomileri 1990’lı yılların ortalarından itibaren hızla gelişim göstermeye başlamıştır. Bölge genelinde gelir düzeylerinde artış, yoksulluk oranlarında azalma, sağlık ve eğitim alanlarında ise düzelmeler yaşanmıştır. 2008 yılında tüm dünyayı sarsan küresel finans krizi, Sahra Altı Afrika Bölgesinin ekonomik gelişim hızını yavaşlatmıştır. Ancak Tablo 1’den görüleceği üzere, krizin etkilerinden diğer bölgelere nazaran kolayca sıyrılan Sahra Altı Afrika Bölgesi, 2010 yılından itibaren dünya ortalamasının üzerinde büyümesine devam etmiştir. Etiyopya, Gana ve Fildişi Sahili gibi bazı bölge ülkeleri, Dünya Bankası’nın yıllık raporlarında dünyanın en hızlı büyüyen ilk 10 ekonomisi arasına girmiştir. Bu dönemde Dünya Bankası’nın düşük gelir sınıfındaki Gana ve Zambiya gibi ülkeler orta sınıf kategorisine yükselmiştir.
Ancak söz konusu hızlı büyüme oranlarının tüm bölge ülkeleri için geçerli olduğunu varsaymak yanlış olacaktır. IMF verilerine göre bu ülkelerin yaklaşık yarısı ilerleme kaydederken, geri kalan kısmında çok ufak gelişim gözlemlenmektedir. 2002 ve 2014 yılları arasında artan emtia fiyatları, ekonomisi ağırlıklı petrol ihracatına dayanan Nijerya, Angola, Gana ve Kongo Cumhuriyeti dâhil toplam 8 ülkenin ve ayrıca diğer doğal kaynak ihracatı yapan Liberya, Namibya ve Zambiya gibi ülkelerin gelişim hızına şüphesiz katkı sağlamıştır. Veriler, petrol ihracatçısı ülkeler hariç tutularak incelendiğinde; en hızlı büyüyen 20 ülkenin GSYİH tutarında son 20 yılda ortalama yıllık %5,8 oranında artış olduğu ve reel gelirlerin iki kat yükseldiği, ancak diğer ülkelerde ekonomik büyümenin yavaş ilerlediği, hatta aralarında Botsvana, Gambiya ve Mali’nin yer aldığı 8 ülkede kişi başına gelirlerin düştüğü görülmektedir. Bu noktada, Sahra Altı Afrika ülkelerinin büyük bölümünün petrol ithalatçısı konumunda olduğunu, yüksek global emtia fiyatlarının ekonomilerine olumsuz yansıdığını, ancak buna rağmen hızlı veya yavaş bir gelişim kaydettiklerini belirtmek önemlidir.
IMF tarafından yayımlanan GSYİH verilerine göre bölgenin en büyük ekonomisi 2010 yılına kadar petrol ithalatçısı Güney Afrika iken, liderliği 2011 yılından itibaren petrol ihracatçısı Nijerya’ya kaptırmıştır. Dünya Bankası, Güney Afrika’dan ziyade Nijerya’yı bölgenin en büyük ekonomisi olarak değerlendirmektedir. Her 2 ülkenin GSYİH toplamı, son 10 yıldır bölge toplamının yarısından fazlasını oluşturmaktadır.
Sahra Altı Afrika Bölgesinde 2015 yılına kadar ilerleme kaydeden ülkelerin başarısında sadece global emtia fiyatlarının etkili olmadığı ortadadır. Bölgede dış ticaretin hızla genişlemesi, gelişmekte olan ekonomilerinin yeni teknolojilere, fikirlere ve daha büyük pazarlara ulaşmasını sağlamıştır. Çin, birçok ülke için hem büyük bir ihracat pazarı hem de yatırımların ana kaynağı haline gelmiştir.
Düşük faiz oranları altyapı projeleri için gerekli kredilerin alımını kolaylaştırmıştır. Başta Çin ve Avrupa Birliği ülkelerinden gelen özel yatırımcılar, bölgeye yabancı hükümetler veya uluslararası yardım kuruluşlarından daha fazla fon tahsis etmişlerdir. Sahra Altı Afrika Bölgesine yapılan yabancı doğrudan yatırımların tutarı 2014 yılında yaklaşık %50 oranında artarak 61 milyar ABD Doları’na ulaşmıştır. Bu oran bölgeyi yabancı yatırımlar bakımından dünyanın en hızlı büyüyen bölgesi yapmıştır. Söz konusu yabancı yatırımların ağırlığı Güney Afrika’ya gitse de, ülkeye yapılan yatırımların 2014 yılında %15 oranında düşmesi, yabancı yatırımcıların fonlarını diğer bölge ülkelerine daha çok dağıttığını göstermektedir.
Ayrıca, çoğu ülkenin yönetiminde kayda değer bir gelişim gözlemlenmiştir. Amerikan araştırma merkezi Freedom House tarafından yapılan bir araştırmaya göre Afrika’da seçime dayalı demokrasi 1990 yılında 4 ülkede var iken, günümüzde 23 ülkede mükemmel olmasa da hâkimdir. Devlet kurumlarında, sivil sosyal organizasyonlarda ve özel sektörde yeni nesil yönetici, teknisyen ve girişimci sayısı artmaktadır.
Merkez bankalarında ve kilit bakanlıklarda görev alan liderlerin öncekilere göre daha donanımlı oldukları görülmektedir. Ekonomik ve sosyal politikalarda belirgin düzelmeler kaydedilmiştir. İlerleme gösteren ülkelerde makroekonomik yönetimin daha etkin yapıldığı, buna bağlı olarak kurların daha esnek, enflasyonun daha düşük, bütçe açıklarının daha az ve yabancı para rezervlerinin daha yüksek olduğu gözlemlenmektedir. Sıkı devlet kontrolleri, pazara dayalı ekonomik sistemlerin gelişimine katkıda bulunmuştur. Hükümetler büyümeyi engelleyen birçok aksaklığı düzelterek daha açık ticarete destek vermiş, iş yapmanın maliyetleri düşmeye başlamıştır. Kısmen bu uygulamaların etkisiyle gelişmekte olan bölge ekonomileri 2008 yılı global finansal krizin olumsuz etkilerine dayanabilmişlerdir.
Ancak 2015 yılına gelindiğinde, Tablo 1’de de yer aldığı üzere Sahra Altı Afrika Bölgesinin GSYİH artış hızı son 20 yılda ilk defa ciddi oranda düşmüş olup, 2016 tahminlerinde uzun yıllar sonra dünya ortalamasının altında kalması beklenmektedir. Bunun sebebini anlamak için durumu dünyadaki makroekonomik gelişmeler ile beraber incelemek faydalı olacaktır.
Son yıllarda global şartların belirgin şekilde değiştiği, dünya genelinde ekonomik büyüme hızının özellikle önemli ithalat piyasalarında büyük oranda azaldığı izlenmektedir. Avrupa ekonomisi ciddi oranda gerilemiş olup, Amerika’daki iyileşme süreci ise yavaş ilerlemektedir. Büyümenin yavaşlaması ile birlikte ticaret de gerilemiştir. 1998-2007 yılları arasında yıllık ortalama %7 oranında artan dünya ticareti, 2012 yılından beri yıllık ortalama %3 oranında artmaya başlamıştır.
Tablo 1: IMF Ülke Grupları Bazında GSYİH Yıllık Artış Oranı (%)
| Ülke | 2004-2008 | 2009 | 2010 | 2011 | 2012 | 2013 | 2014 | 2015 | 2016* | 2017* |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| --- | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: | ---: |
| Dünya | 4,88 | -0,05 | 5,41 | 4,22 | 3,46 | 3,28 | 3,41 | 3,09 | 3,16 | 3,54 |
| Gelişmiş Ekonomiler | 2,36 | -3,41 | 3,08 | 1,73 | 1,20 | 1,16 | 1,83 | 1,88 | 1,86 | 1,97 |
| Avrupa Birliği | 2,38 | -4,29 | 2,02 | 1,83 | -0,40 | 0,28 | 1,45 | 1,99 | 1,84 | 1,95 |
| Gelişmekte Olan Ekonomiler | 7,50 | 2,97 | 7,42 | 6,29 | 5,27 | 4,91 | 4,60 | 3,98 | 4,10 | 4,64 |
| CIS | 7,62 | -6,38 | 4,64 | 4,80 | 3,52 | 2,11 | 1,08 | -2,85 | -1,05 | 1,26 |
| Gelişmekte Olan Asya | 9,26 | 7,50 | 9,64 | 7,83 | 6,92 | 6,91 | 6,76 | 6,59 | 6,40 | 6,32 |
| Gelişmekte Olan Avrupa | 5,64 | -2,99 | 4,72 | 5,42 | 1,20 | 2,82 | 2,79 | 3,52 | 3,51 | 3,33 |
| Latin Amerika ve Karayipler | 5,25 | -1,25 | 6,05 | 4,88 | 3,17 | 2,98 | 1,30 | -0,08 | -0,47 | 1,51 |
| Orta Doğu ve Kuzey Afrika | 6,11 | 1,51 | 5,16 | 4,55 | 5,08 | 2,13 | 2,61 | 2,34 | 2,94 | 3,30 |
| Sahara Altı Afrikası (SSA) | 6,77 | 4,04 | 6,64 | 4,96 | 4,30 | 5,21 | 5,05 | 3,37 | 3,00 | 3,99 |
| Nijerya ve Güney Afrika Hariç | 6,80 | 3,70 | 6,20 | 5,90 | 5,30 | 6,50 | 5,80 | 4,70 | 4,40 | 5,40 |
| Petrol İhracatçısı Ülkeler | 9,20 | 7,00 | 8,50 | 4,60 | 3,80 | 5,70 | 5,90 | 2,60 | 2,20 | 3,40 |
| Nijerya Hariç | 10,70 | 1,70 | 4,20 | 3,70 | 2,40 | 6,50 | 4,80 | 2,30 | 1,80 | 3,30 |
| Petrol İthalatçısı Ülkeler | 5,30 | 2,00 | 5,30 | 5,20 | 4,70 | 4,80 | 4,40 | 4,00 | 3,60 | 4,40 |
| Güney Afrika Hariç | 5,60 | 4,40 | 6,80 | 6,60 | 6,20 | 6,40 | 6,10 | 5,40 | 5,20 | 6,00 |
| Orta Gelir Düzeyi Yüksek Ülkeler | 6,90 | 3,80 | 6,50 | 4,50 | 4,20 | 4,60 | 4,60 | 2,60 | 2,50 | 3,40 |
| Nijerya ve Güney Africa Hariç | 7,30 | 2,50 | 5,40 | 5,20 | 6,00 | 5,90 | 4,90 | 3,80 | 4,20 | 5,00 |
Kaynaklar: IMF, “World Economic Outlook Database”, Nisan 2016
Sahra Altı Afrika Bölgesi için belki de en önemli gelişme, ticaret ortakları olan Avrupa Birliği ve Çin ekonomilerindeki gelişim hızının gerilemesidir. Bölgenin en büyük dış ticaret ortağı olan Çin ile ticareti 2003 yılında 20 milyar ABD Doları değerinde iken, bu rakam 2013 yılında 170 milyar ABD Dolarının üzerine çıkmıştır. Ancak Çin ekonomisindeki yavaşlama ve ülkenin ekonomik politikasını dış ticaret ve yatırımlardan, yerel harcamaların arttırılması hedefine kaydırması, Sahra Altı Afrika’sında dış ticareti derinden etkilemiştir. Bu durum, özellikle Çin’in ana ticaret ortakları olan Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Gine’si, Güney Afrika ve Zambiya ekonomilerinde daralmaya sebep olmuştur.
Dünya genelinde yavaşlama ile birlikte global emtia fiyatlarında da ciddi düşüş ortaya çıkmıştır. 2013 yılından bugüne mısır, bakır ve pamuk fiyatları %20’nin üzerinde, demir cevheri ve petrol fiyatları ise %50’den fazla azalış kaydetmiştir. Söz konusu fiyat düşüşlerinin, çoğu bölge ülkelerinde yatırımlar, istihdam, kurlar, dış ticaret gelirleri, bütçe gelirleri ve yabancı para rezervleri üzerinde geniş çapta olumsuz etkileri olmuştur.
Düşük emtia fiyatları, Tablo 1’de de yer verildiği üzere bölgenin ana petrol ihracatçısı ülkelerinin GSYİH artış hızını ciddi oranda azaltmış olup, düşüş trendinin 2016 yılında da devam etmesi öngörülmektedir. Bölgenin en büyük ekonomisine sahip Nijerya’da 2014 yılında %6,3 olan GSYİH artış oranı, 2015 yılı sonunda %2,7 olarak kaydedilmiş olup, aynı oranın 2016 yılında %2,3’e düşmesi beklenmektedir. Bu durum hükümetin sermaye harcamalarını durdurmasına, ayrıca para ve kur politikalarında düzenlemeler yapmasına sebep olmuştur. Ülkenin para birimi, 2015 yılı Ekim ayından bugüne %25’in üzerinde değer kaybı yaşamıştır. Petrol dışında bölgeden yapılan demir cevheri (Liberya, Sierra Leone ve Güney Afrika), bakır (Kongo Cumhuriyeti, Güney Afrika, Zambiya) ve elmas (Botsvana, Namibya, Güney Afrika) ithalatı da olumsuz etkilenmiştir.
Diğer taraftan, bölgenin petrol ithalatı yapan 37 ülkesinin çoğunun teorik olarak düşük emtia fiyatlarından yararlanması beklenirken, Tablo 1’de de yer verildiği üzere söz konusu ülkelerin GSYİH artış oranı, ihraç eden grup kadar sert olmasa da azalmıştır. Söz konusu ülkelerin toplam ithalatlarının ortalama %20’sini ve GSYİH tutarlarının %7’sini petrol oluşturmakta olup, bu sebeple belirgin bir tasarruf sağladıkları aşikârdır. Ancak bu ülkelerin çoğunda ekonomi, aynı zamanda hurma yağı, kereste ve çeşitli metaller gibi diğer malların ihracatına yüksek oranda bağımlı olduğu için ve bu mallarda da 2014 yılından itibaren fiyat düşüşleri yaşandığından, bahsedilen ülkeler yeterli artış hızını yakalayamamıştır.
Ayrıca çoğu bölge ekonomisinde yerel para birimlerinin ABD Doları’na karşı değer kaybettiği ve enflasyon oranlarının yükseldiği gözlemlenmektedir. Yüksek enflasyon oranlarının hiper enflasyona kadar gitme ve beraberinde halk arasında isyan ve kargaşalığa sebep olması muhtemeldir. Bu sebeple Nijerya, Angola, Etiyopya ve Mozambik gibi birçok ülke rezerv azalışını durdurmak ve para birimlerini korumak amacıyla Dolar ve Euro gibi kuru yüksek para birimlerine ulaşımı ihale yoluyla kısıtlama politikası izlemeye başlamıştır.
Yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı Sahra Altı Afrika Bölgesi ekonomilerindeki gerilemenin 2016 yılında da devam etmesi beklenmektedir. Ancak bu noktada bölgede ekonomik gelişimin 1995 yılından itibaren hızlandığını, global emtia fiyatlarındaki artışın olumlu katkısının ise 2002’den sonra geliştiğini, bu sebeple bölge ekonomisindeki yavaşlamanın sadece mevcut düşük emtia fiyatlarına bağlanamayacağını belirtmek gerekir. Bölge genelinde tarım alanında yapılan iyileştirmeler, kentselleşmenin yayılması, ihracatın yüksek değerli mallara doğru kayması, büyük altyapı projelerine yapılan yatırımlar ile iç ve dış ticarette mobil teknolojilerin kullanımının yaygınlaşması, bölge için gelecek umutlarını artırmaktadır. Nitekim IMF tarafından yapılan yüksek 2017 tahminleri de iç açıcı gözükmektedir.
Bunun yanı sıra, Kenya, Gana, Etiyopya, Fildişi Sahili ve Angola gibi orta gelir sınıfının yüksek olduğu ülkelerin ekonomilerinde, Nijerya ve Güney Afrika hariç tutulduğunda, 2016 yılından itibaren gelişim beklenmektedir. Dünya Bankası’na göre, Kenya, Fildişi Sahili ve Etiyopya’da doğrudan yabancı yatırımların, Mozambik’te madencilik faaliyetlerinin, Etiyopya’da ise tarımın artması büyümeyi destekleyecektir. Bölge ülkelerinin mevcut zorluklara karşı tavır ve politikaları tüm dünya tarafından yakından izlenmektedir.
3. Sahra Altı Afrika Bölgesinde Sigorta Sektörü
Dünyanın en az gelişmiş ülkelerinin yer aldığı Sahra Altı Afrika Bölgesinde sigorta sektörünün gelişmiş olduğunu beklemek doğru olmayacaktır. Zira bölge halkının büyük bölümü, sigorta primlerini ödeyecek maddi güce sahip değildir. Temel gıda ve günlük ihtiyaçlarını zor karşılayan çoğu Afrikalı için sigorta lüks bir harcama niteliğindedir. Ayrıca bölge genelinde sigortaya ve sigortacılara karşı güvensizlik hâkimdir. En son yayımlanan Sigma verilerine göre Güney Afrika, prim üretimi bakımından Sahra Altı Afrika Bölgesinin en büyük sigorta sektörüne sahip olduğu gibi, Singapur, İsveç, Danimarka ve Belçika gibi gelişmiş piyasaların ilerisindedir. 2015 yılı bölge prim sıralamasında Güney Afrika, 46 milyar ABD Doları primi ile liderliğini sürdürmektedir. İkinci sırada yer alan Kenya’nın prim tutarının 1,7 milyar ABD Doları, Güney Afrika hariç toplam bölge prim tutarının ise 10,7 milyar ABD Doları olması, Güney Afrika’nın ekonomisi kadar sigorta sektörünün de bölgede oldukça büyük ve nispeten gelişmiş olduğunu göstermektedir. Ayrıca Güney Afrika primlerinde Hayat branşının ağırlıklı olması, bölge verilerini etkilemektedir. Bu nedenle, henüz gelişmeye başlayan diğer ülkelerin durumunu net görebilmek amacıyla, sigorta ve hatta reasürans sektörü incelenirken Güney Afrika hariç tutulacaktır.
Sahra Altı Afrika Bölgesinde ekonomik gelişim hızının 2015 yılında ciddi oranda düşmesi sigorta sektörüne de yansımıştır. Bölgenin 2010 yılından bu yana artış gösteren toplam prim üretimi 2015 yılında %8,6 oranında azalmıştır. Söz konusu azalışta, bölgeye yapılan yatırımların düşmesinin ve ülkelerin yüksek enflasyon verilerinin etkisi de büyüktür. Örneğin, Nijerya’da sigorta sektör üretimi 2015 yılında %20,8 oranında gerilerken, enflasyon sebebiyle reel azalış aslında %9,4’tür. Söz konusu azalış sonucu, Dünya Bankası tarafından Sahra Altı Afrika Bölgesinin en büyük ekonomisi olarak nitelendirilen petrol ihracatçısı Nijerya, 2014 yılında 1. sırada iken, 2015 yılında yerini petrol ithalatçısı Kenya’ya kaptırmıştır. Ayrıca, gelişimin halen çok başında olan bölge ülkelerinde inşaat, mühendislik, maden, petrol ve grup hayat sigortası gibi ticari risklerin sigortası yaygındır. Bu sebeple, yatırımların azalması, prim üretimini de olumsuz etkilemiştir.
Hayat Dışı sigorta branşının bölge üretimindeki payının %64 olduğu göz önüne alınınca, söz konusu olumsuzluk daha net anlaşılmaktadır. Nitekim 2015 yılında sigorta primleri Hayat branşında %5,4, Hayat Dışı branşta ise %10,3 oranında azalmıştır.
Tablo 2’de yer verildiği üzere toplam prim üretimi sıralamasında ilk 5 ülkenin payı %50’nin üzerindedir. Swiss Re, bu ülkelerden Kenya, Nijerya ve Angola’nın sigorta sektörlerini, gelişime yeni başlamış ancak gelecek vaat eden piyasalar listesine koymuştur. Söz konusu listede ayrıca Fildişi Sahili, Gana, Etiyopya ve Mozambik de yer almaktadır.
Aynı tablodaki sigorta ve ekonomi verilerine bakıldığında, bu ülkelerin seçilme sebebi ortaya çıkmaktadır. Öncelikle söz konusu ülkelerde ekonomik gelişim ve doğrudan yabancı yatırım beklentisi yüksektir. Ayrıca belirtilen Hayat Dışı prim üretimi Hayat branşından daha fazla ve sigorta yaygınlık oranları oldukça düşük olup, GSYİH rakamları diğer bölge ülkelerine göre daha yüksektir. Bu sebeple, ekonomisi en iyi durumda olan Nijerya dikkatleri üzerine çekmektedir. Ülkede Hayat ve Hayat Dışı Sigorta branşlarının dengeli olduğu gözden kaçmamaktadır. Aynı durum Fildişi Sahili ve Gana’da da mevcuttur. Nijerya’nın yanında Kenya, Gana ve Etiyopya da artan orta sınıf nüfusları ile ön plana çıkmaktadır.
Adı geçen ülkelerde sigorta yaygınlık oranının oldukça düşük olması, Sahra Altı Afrika Bölgesine yatırım yapmayı planlayan sigortacılar için bir fırsat gibi görünmektedir. Ancak mevcut şartların, düşük yaygınlık oranını ve kişi başına prim tutarını orta ve uzun vadede artırmaya olanak sağlayıp sağlamayacağını irdelemek önemlidir. Bu noktada söz konusu düşük rakamların nedenlerini iyice anlamak ve yükselmelerine engel olan şartların yakın gelecekte değişip değişmeyeceğini yorumlamak, tüm bu araştırmalardan sonra yatırım yapma kararı almak faydalıdır. Bu sorular, söz konusu piyasalarda faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin hedef müşteri kitlelerini inceleyerek kısmen cevaplanabilmektedir.
Sahra Altı Afrika genelinde sigortacılar bugüne kadar ağırlıklı olarak grup sigorta poliçelerine ve nüfusun çok ufak bir bölümünü oluşturan yüksek gelirli sınıfa odaklanmıştır. Bu sebeple piyasada mevcut sigorta ürünleri, orta ve düşük gelirli nüfusa hitap edememiştir. Ayrıca, yaygın olarak kullanılan broker ve banka sigortacılığı kanalıyla dağıtım ağı, düşük gelirli sınıfa ulaşmamaktadır. Bu sebeple bölgede sigortanın mantığına benzeyen sistemler yaygınlaşmıştır. Örneğin Fransızca konuşulan Afrika ülkelerinde “tontines” adı verilen birikim havuzları oluşturulmuştur.
Ancak bu durumun artık değişmekte olduğu, sigortacıların orta ve düşük gelirli müşterilerin satın alabileceği ürünler oluşturdukları, bu ürünleri perakendeciler ve mobil ödeme kanalları aracılığıyla satmaya başladıkları, genç nüfusa da ulaşmaya çalıştıkları gözlemlenmektedir. Söz konusu pazar segmentlerine gelir ve kar marjının düşük olması sebebiyle yıllardır yanaşmayan sigortacılar, nüfusun bu bölümü ile uzun süreli güvene dayalı bir ilişki kurduklarında gelecekte sigorta talebini artırabileceklerini fark etmeye başlamışlardır. Ayrıca bölgede kentselleşmenin artması ve mega şehirlerin ortaya çıkması da sigorta şirketlerinin prim üretimlerini artırma çabalarına destek olmaktadır.
Örneğin Kenya’da tarım ve tarım ürünleri sigortalarında mikro sigorta uygulamasının m-pesa™ adı verilen ve hâlihazırda 20 milyona yakın kullanıcısı bulunan bir mobil uygulama sistemi aracılığıyla yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Bunun yanı sıra kadınları, küçük ve orta ölçekli firmaları ve ufak girişimcileri hedefleyen sigorta ürünleri de artmaktadır. Ayrıca Kenya nüfusunun %10’dan fazlasının Müslüman olmasını fırsat olarak gören sigorta şirketleri tekafül ürünlerine de adapte olmaya başlamıştır. Her ne kadar ülkede halen kritik düzeyde olan emniyeti suiistimal olayları ve yasal düzenlemelerde özellikle sermaye yeterliliğine ilişkin yapılan değişiklikler ile bunların uygulaması sigortacıları zorlamaya devam etse de, bahsedilen yeni sigorta uygulamaları ile ülkenin sigorta yaygınlık oranında gelecek 5 sene içinde belirgin bir artış beklenmektedir. Bu durum, 2015 yılı prim üretimi sıralamasında Nijerya’yı geçen, nüfusu 2000 yılından beri yaklaşık %50 oranında yükselen ve toplam brüt prim üretimi 2010 yılından bugüne 2 kat artan Kenya sigorta piyasasını yabancı gruplar için oldukça cazip kılmaktadır.
Bölgede sigorta yaygınlığının artırılamamasının temel nedenlerinden biri de piyasaların alt yapılarının zayıf olmasıdır. Yetersiz veri ve yasal düzenlemeler, eğitimli çalışan eksikliği ve sermaye düzeylerinin düşük olması, sigorta şirketlerinin daha geniş tabana yayılmalarına büyük engel teşkil etmiştir. Hasar verilerine ulaşım, mortalite ve yaşam tabloları, yetenekli çalışanların eğitilmesi, fiyatlandırma ve risk yönetimi konularında uzmanlığın artırılması gibi alanlarda bölge sigorta piyasasının alt yapısının orta ve uzun vadede sağlamlaştırılması mümkün gözükmektedir. Ancak, yasal düzenlemelerin iyileştirilmesi ve uygulanması, hilekârlık ve emniyeti suiistimali önleme politikalarının etkinleştirilmesi, sigorta şirketlerinin sermaye ve yatırım olanaklarına duydukları ihtiyaçların karşılanması gibi konularda ilerlemenin oldukça yavaş gerçekleşmesi ön görülmektedir. Söz konusu zorlukların aşılması ile birlikte bölge piyasalarında büyümenin ve fırsatların artması beklenmektedir.
Bölgede yaygın sigorta branşlarının mevcut durumuna bakıldığında birçok ülkede zorunlu olan Bireysel Emeklilik ve Oto Sigortalarında hızlı büyüme kaydedildiği görülmektedir. Buna karşın, sigorta kapasitesinin talebe göre fazla olduğu Grup Hayat Sigortası ve Nakliyat işlerinde fiyatların çok düşük olması, gelişimlerini kısıtlamaktadır. Bölgede yazılan tüm sigorta branşlarında var olan ciddi fiyat rekabetine rağmen devam eden karlılık dikkat çekmektedir. Bunun temel sebebi şirketlerin hasar oranlarının düşük olmasıdır. Bölgenin en karlı branşları Kredi Hayat Sigortası ve büyük kapasite gerektiren Yangın Sigortaları iken, en düşük karlılık oranları Oto ve Sağlık Sigortalarında gözlemlenmektedir.
Ernst & Young tarafından 2016 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre birçok bölge ülkesinin prim üretiminde 2018 yılına kadar sürekli artış olması beklenmektedir. Örneğin Nijerya’da %9, Gana’da %8 ve Kenya’da %6 civarında yıllık prim artışı öngörülmektedir. Sahra Altı Afrika Bölgesi sigorta piyasalarında büyüme vaat eden alanların başında yukarıda bahsi geçen ve bölgede yaygınlaşmaya başlayan Mikro sigorta uygulamaları gelmektedir. Bunun yanı sıra, bölge nüfusunun ağırlığının tarım sektöründe çalıştığı göz önüne alındığında Tarım sigorta ürünleri ön plana çıkmaktadır. Ayrıca, hükümetlerin altyapı gelişimi ve iyileştirmesi kapsamında gösterdikleri çabalar, Yangın ve Mühendislik Sigortası branşlarının büyümesine katkı sağlayacaktır.
Söz konusu büyüme öngörüleri, birçok yabancı sigorta şirketinin birleşme ve satın almalar yoluyla gelecek vaat eden ülke piyasalarına girmelerini teşvik eden iş ortamının varlığına dayandırılmaktadır. Hâlihazırda, Sahra Altı Afrika Bölgesine ilk giren ve çoğunluğu Güney Afrika menşeli çok uluslu sigorta şirketlerinin büyümeleri, Afrika kökenli olmalarını kullanarak hazırladıkları satış ve pazarlama stratejileri ile birlikte hızlanmaktadır. Bu bölge şirketlerinden bazıları girmeyi hedefledikleri ülkeye doğrudan kayıt olmakta, bazıları ise birleşme yolunu tercih etmektedir. Bölge şirketlerinin dışında, Sahra Altı Afrika Bölgesinde zaten varlığı olan Batılı sigortacıların birden fazla ülkeye yatırım yaparak yaygınlaşma stratejisi izledikleri ve ayrıca doğrudan yabancı yatırımların büyük projelere yapıldığı ülkelere yöneldikleri gözlemlenmektedir. Örneğin Allianz, 2015 yılı Ekim ayında bölgedeki 12. şubesini Kenya’da açmıştır. Londra merkezli Prudential sigorta şirketi, satın alma yoluyla 2013 yılında Gana’ya, 2014 yılında ise Kenya’ya girmiştir. Asya kökenli sigorta şirketlerinin de gelecek 3 ila 5 yıl içerisinde ağırlıklı olarak birleşme ve satın alma yoluyla Sahra Altı Afrika Bölgesinde yatırım yapması beklenmektedir.
Bölgeye Afrikalı sigorta şirketlerinin dışında yabancı global şirketlerin yatırım yapması, sektör prim üretiminin bölge dışına gitmesi demek olduğu için yerli sektör oyuncularını tedirgin etmektedir. Ancak bu yerli şirketlerin kapasitelerinin halen az olması, gelişen sektörün büyük kapasite ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu zorluğu aşmak amacıyla sektör oyuncuları, hükümetlerinden, var olan bölgesel dayanışmayı daha çok destekleyecek düzenlemeler talep etmektedir. Aslında söz konusu birlik bölgede zaten eskilere dayanmaktadır. Buna en güzel örnek, eski Fransız kolonisi olan Batı ve Orta Afrika ülkeleri ile Madagaskar’daki sigorta sektörünü ve yerli şirketleri korumak amacıyla 1962 yılında Paris’te yapılan CICA (Conférence Internationale des Contrôles d’Assurances) Anlaşmasıdır. 1994 Nisan ayında faaliyete geçen ve halen başarıyla devam eden Orta ve Batı Frankofon Afrikası Organizasyonu (Conférence Interafricaine des Marchés d’Assurances - CIMA)’nun temeli CICA Anlaşmasına dayanmaktadır. Ayrıca bölgede ekonomik birliği sağlamak amacıyla kurulan Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (Common Market For Eastern And Southern Africa - COMESA), sigorta piyasalarını da kapsamaktadır. Ancak söz konusu dayanışmaya rağmen bölgede devam eden yetenekli ve eğitimli çalışan eksikliği ve özellikle güçlü risk yönetimi gerektiren büyük risklerde deneyim ve kapasitenin yetersizliği bölge dışından desteği gerekli kılmaktadır. Söz konusu gereklilik, özellikle reasürans alanında belirgin olarak ortaya çıkmaktadır.
4. Sahra Altı Afrika Bölgesinde Reasürans Sektörü
Yazının ilk bölümünde belirtildiği üzere, Sahra Altı Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını 1960’lı ve 1970’li yıllarda kazanmışlardır. Bölgede ilk yerli reasürans şirketlerinin oluşturulması da bu dönemlere dayanmaktadır. Bu sebeple, Sahra Altı Afrika Bölgesinde reasürans piyasası nispeten yakın bir geçmişe sahiptir ve söz konusu şirketlerin kuruluşunda gerekli fonları sadece devlet sağladığı için bölge genelinde devletin desteği etkindir. Devlet şirketlerinin kuruluşu, bağımsızlığın tekrar kazanılmasının ve milliyetçiliğin bir parçası olarak kabul edilmiştir.
Atlas Magazine dergisinin Aralık 2015 sayısında yayımlanan bir makaleye göre, Afrika Bölgesinde yaklaşık 35 reasürans şirketi yerleşik olarak faaliyet göstermektedir ve bu sayı, özel sermayeli yerli ve yabancı şirketlerin kurulmaya devam etmesi ile sürekli artmaktadır. Bölge, ekonomik gelişim beklentisinin devam etmesi ve düşük hasar oranları sebebiyle global sigortacıların olduğu kadar global reasürörlerin de ilgisini çekmektedir. Afrikalı reasürörler, bu büyük reasürans şirketlerinin gerek şube açarak, gerekse temsilcilikler kurarak Afrika’ya gelmesi ve ayrıca Afrika’da yerleşik olmadan doğrudan genel merkezlerinden iş kabulü yapan global reasürörlerin sayısının da artması ile birlikte kendilerini büyük bir rekabet içerisinde bulmuşlardır. En son GIC Re, 2014 yılında Güney Afrikalı South African Saxum şirketini satın alarak bölgedeki gelişimini devam ettirme kararı almıştır. Bazı yabancı reasürörlerin ise bölge reasürans şirketlerinden hisse satın aldığı görülmektedir. Örneğin Brezilyalı IRB-Brasil Re, Africa Re’nin hissedarlarından biridir. 3. bölümde belirtildiği üzere Sahra Altı Afrika genelinde yazılan primlerin bölge içinde kalması için var olan ülkeler arası dayanışma reasürans sektörüne de yansımaktadır. Africa Re, bunun en eski örneklerinden biridir. Şirket, 1976 yılında Afrika Birliği Organizasyonu (OAU)’na üye ülkelerin ortak girişimi ile Nijerya’da kurulmuştur. Neredeyse tüm Afrika ülkelerinden mecburi %5 oranında reasürans devri kabul etmeye devam eden Africa Re, bölge prim üretimi sıralamasında liderliğini de sürdürmektedir. Bölgede etkin diğer reasürörlerin, yerli olsun olmasın, Africa Re kadar geniş alana dağılmış bir portföyü bulunmamaktadır.
Africa Re dışında kıtada bölgesel anlamda faaliyet gösterip zorunlu devir kabulü yapan 2 yerli reasürör daha bulunmaktadır. Bunlardan biri, Paris’te CICA anlaşmasının imzalanmasından sonra 1982 yılında kurulan CICA Re’dir. Merkezi Togo’da olan şirket, aralarında Fildişi Sahili’nin de olduğu Batı ve Orta Afrika ülkelerini kapsayan CIMA bölgesinden %15 oranında zorunlu reasürans devri kabul etmektedir. Diğeri ise 1993 yılından beri faaliyet gösteren ve merkezi Kenya’da olan ZEP-RE (PTA Reinsurance Company)’dir. Şirket, COMESA bölgesinde yer alan, aralarında Etiyopya ile Kenya’nın da bulunduğu Doğu ve Güney Afrika ülkelerindeki tretelerden %10 oranında zorunlu reasürans devri kabul etmektedir.
Ayrıca bölge genelinde Gana, Nijerya, Kenya ve Gabon gibi birçok ülkede faaliyet gösteren sigorta şirketlerinin yerli bir reasürans şirketine zorunlu reasürans devri yükümlülüğü de bulunmaktadır. Bunun yanı sıra hükümetler, Afrikalı sigortacıların da baskıları ile, zorunlu reasürans devrini yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Örneğin Gana’da 2015 yılında kurulan 3. devlet reasürans şirketi de ülkedeki zorunlu devirden yararlanacaktır. Etiyopya’nın ilk devlet reasürans şirketi 2015 yılında kurulmuştur. Bunun yanı sıra CIMA bölgesinde mecburi reasüransın kapsamının genişletilmesi ve yeni kurulacak şirketlere de devir yapılması konuları gündemdedir.
Görüldüğü üzere Sahra Altı Afrika ülkelerinde, piyasaları ve yerli reasürans şirketlerini global reasürör akımından bir nebze korumak amacıyla belli oranlarda mecburi reasürans devri uygulamaları yaygın olup, sayıları artmaktadır. Söz konusu devrin genelde trete işlerine uygulanması, yabancı reasürörler için bölgeden trete reasürans işi kabulünü zorlaştırmaktadır. Örneğin Kenya’da Africa Re’nin %5, ZEP-RE’nin %10’luk zorunlu devir oranlarının yanı sıra ülkenin devlet şirketi olan Kenya Re’ye de %20’lik bir zorunlu devir oranı bulunmaktadır. Bu durumda ülkede faaliyet gösteren sigorta şirketleri reasürans kapasitelerinin sadece %65’lik bir bölümünü diledikleri reasürans şirketine devredebilmektedir.
Öte yandan, bölgede yeni sermayedarların varlığına ve çokluğuna rağmen, Afrikalı reasürörlerin sundukları toplam kapasite, özellikle büyük mühendislik, yangın, madencilik ve enerji işlerinde bölge için yetersiz kalmaya devam etmektedir. Ayrıca sigorta piyasalarındaki aşırı fiyat rekabeti, tretelere devredilen primin düşük olmasına sebep olmakta, bu durum mevcut trete kapasitelerinin ihtiyaç duyulan limitlere yükseltilmesini engellemektedir. Bu sebeple Sahra Altı Afrika genelinde ihtiyari reasürans talebi yaygındır ve bu talebin çoğunluğu, bölge reasürörlerinde söz konusu riskleri fiyatlandırmak için gerekli deneyime sahip eleman eksikliği de göz önüne alındığında, halen uluslararası reasürans piyasalarından karşılanmaktadır.
Bölge genelinde mecburi reasürans devri akımının yaygınlaşmasına ve yabancı reasürör sayısının artmasına rağmen özel girişim ile yeni yerli reasürörlerin de faaliyete başladığı, ancak bunlardan bazılarının sermayesinin yetersiz denecek kadar az olduğu gözlenmektedir. Örneğin Namibya’da 2001 yılında kurulan NamibRe’nin sermayesi 1,9 milyon ABD Doları, 2006 yılında Zambiya’da kurulan Prima Re’nin sermayesi ise 4,7 milyon ABD Doları’dır. Bu sebeple, bölgenin reasürans sektöründe konsolidasyonun sağlanması amacıyla şirket sermayelerinin artırılmasına ilişkin yeni kanunlar çıkarılmaya başlanmıştır. Örneğin CIMA bölgesinde kurulan reasürans şirketlerinin mevcut minimum sermaye gerekliliği 2015 yılında 16,55 milyon ABD Doları’na yükseltilmiştir.
Yukarıda bahsedilen tüm bu gelişmeler karşısında bölgede faaliyet gösteren reasürans şirketleri başarılı olmak ve ayakta kalabilmek için kıta genelinde büyüme stratejisi izlemeye başlamıştır. Örneğin 2014 yılında Nijerya’nın Continental Re şirketi Tunus ve Botsvana’da şube açmıştır.
Sahra Altı Afrikası’nda hükümetlerin ekonomi politikalarının başarısına paralel olarak artması beklenen yatırımlar ve gelir seviyelerinin etkisiyle sigorta sektörlerinin de eski büyüme ivmelerini yakalamaları umut edilmektedir. Yavaş ancak büyük bir gelişim potansiyeline sahip bölge sigorta piyasaları, sermaye yeterliliği gibi yapıcı uygulamaların da etkisi ile güçlenerek düzene girecektir.