İçeriğe Atla
Millî Reasürans

TAKİP EDİN

26 dk okuma

İş Durması Riski ve Modellemesi

Doğal afet hasarlarının ardından giderek büyüyen İş Durması tazminat tutarları ele alınarak, bu sigortanın iş kabulündeki zorlukları, dolaylı iş durması riski ve RMS ile AIR modellerinin bu riski nasıl ölçtüğü incelenmektedir.

NE

Naciye Esra Kulan

Yazan

Yangın sigortasına bağlantılı olarak verilen ve poliçede belirtilen risklerden herhangi birinin gerçekleşmesi halinde sigortalının uğradığı zararları karşılayan İş Durması Sigortası, aslında başlı başına bir sigorta türüdür ve mali kayıpları teminat altına almaktadır. Mali kayıplarla ilgili olması, bu sigorta türünü, büyük bir hasar sonrası şirketlerin faaliyetini sürdürmesi adına daha önemli kılmaktadır. Dünyada son yıllarda özellikle doğal afet veya büyük bir risk hasarı sonrası ortaya çıkan İş Durması Sigortası'na ilişkin tazminat tutarlarındaki artış, sigorta ve reasürans sektörünün İş Durması risklerini teknik ve bilinçli yöntemlerle takip etme ihtiyacını gündeme getirmiş, sektörde yaygın kullanılan katastrofik risklerine ilişkin modeller bu doğrultuda geliştirilmeye başlanmıştır.
Yazının ilk bölümünde bu sigorta türünde iş kabulü ve muhtemel zararın tespiti aşamasındaki zorluklar sebebiyle dikkat edilmesi gereken hususlara değinilirken, ikinci bölümünde global sigorta ve reasürans şirketlerinin kümül risklerini belirlerken modelleme tekniğini kullanmaya başlaması ve genel kabul gören iki modelin bu ihtiyaca hangi yöntemler ile cevap vermeye çalıştığı anlatılacaktır.

1. İş Durması Sigortası ve Tazminatı

İş Durması Sigortası, bir şirketin sigorta teminatına dâhil bir olay sonucu faaliyetinin kesintiye uğraması sebebiyle kârını azaltan veya zarar etmesine neden olan mali kaybı gidermeye yöneliktir. Faaliyetin durmasının kâr üzerindeki olumsuz etkisi, esas olarak satışlardaki azalıştan ve faaliyetlerin durmasına rağmen devam eden sabit giderler ile yarı değişken maliyetlerden kaynaklanmaktadır. Bu durum, başlangıçta şirketin net kârını azaltmakta, süre uzadıkça net zarara neden olabilmektedir. Ayrıca iş durmasına sebep olan olaydan hemen sonra alınan hasar azaltıcı önlemler de —geçici inşaat, gece vardiyası için ilave ücretler, artan reklam masrafları ve makina kiralama gibi— ek maliyetler ortaya çıkarmaktadır.
İş Durması teminat limitinin, priminin ve hatta tazminat tutarının doğru hesaplanmasında temel unsur "tazminat süresi"dir. Bu sebeple, poliçe düzenlenirken sigortalının İş Durması riskinin iyi anlaşılması ve buna uygun tazminat süresinin belirlenmesi çok önemli bir adımdır. Dünya sigorta piyasalarının çoğunda genel kabul görmüş olan İngiltere ve Batı Avrupa sistemlerinde, herhangi bir hasar talebi karşısında tazminat tutarının doğru belirlenmesi, sigortalının tekrar "ticari faaliyete hazır" hale gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle, poliçe ile sigortalının maruz kaldığı zarar sanki hiç yaşanmamış gibi tazmin edilmektedir. Dolayısıyla, satışlardaki azalışın tespiti için sadece muhasebe kayıtlarına bakmak yeterli olmamakta, hasar sonrası şirketin gelişimi ve içinde bulunduğu pazar koşulları hakkında varsayımlar yapabilmek de gerekmektedir. Bu durum; sigorta eksperleri için güçlük çıkarırken, aslında sigortacıların da poliçeyi düzenlerken farkında olmaları gereken önemli bir husustur.
Ayrıca, İş Durması sigortacısının poliçenin düzenlenmesi için sigortalının detaylı ve gerçeğe uygun bir iş sürekliliği planına sahip olması çok önemlidir. Bir hasarın meydana gelmesi durumunda, sadece mümkün olan en kısa sürede enkazın kaldırılması, iş sahasının temizlenmesi ve hasarlı malın tamir edilmesi yeterli değildir. Söz konusu işlemler aslında Yangın sigortacısının temel sorumluluklarıdır. Bunların yanı sıra, üretimin en erken sürede tekrar başlaması amacıyla, yasal düzenlemelere uygun olarak hazırlanmış gerçekçi senaryolar ve planlar da var olmalıdır. Hasar sonrasında, dışarıdan hizmet alımı, ilave eleman ihtiyacı, hasarlanan hammadde ve yarı mamullerin değiştirilmesi için tedarik sürecinin kısaltılması, değişen koşullarda yapılacak satış ve reklam çalışmaları gibi her şirkete özel farklı faktörler ortaya çıkabilmekte, bu durum faaliyetlerin daha zorlu koşullarda devam ettirilmesini gerektirebilmektedir. İş sürekliliği planı, sigortacının tazminat süresini doğru belirleyebilmesi sürecinde önemli bir bilgidir.
Global ekonomik sistemde faaliyet gösteren şirketler, faaliyetlerinin kesintiye uğramasına sebep verebilecek çok farklı riskler ile karşı karşıyadır. Bu durum, İş Durması teminatı veren sigortacıları, birçok alanda bilgi sahibi olmaya zorlamaktadır. Bu sebeple, İş Durması fiyat ve şartlarının belirlenmesi, disiplinler arası bir yaklaşım ve kavrayış yeteneği gerektiren epey zahmetli ve emek isteyen bir iştir. Sigorta tazminatı hakkında kapsamlı bilginin yanı sıra, özellikle muhasebe alanında (ön muhasebe, maliyet muhasebesi gibi) güçlü iş becerileri gerekmektedir. İş Durması riskini yaratacak temel sebebin genelde bir Yangın sigortası hasarı olması nedeniyle, bu alanda iş kabulü tecrübesinin varlığı da önemlidir. Bunun yanı sıra, teminat limiti belirlenirken dikkate alınan tahmini en yüksek hasar tutarının ve ayrıca şirket faaliyetlerinin İş Durması riskine karşı duyarlılık derecesinin (diğer bir deyişle sektöre özel tehlikeler; aynı sigortalı hasarın iki farklı sektörde meydana gelmesi ile ortaya çıkan üretim aksaması, iş durması dereceleri ve şiddetleri farklılık gösterebilmektedir) hesaplanmasındaki karmaşıklık, endüstriyel iş süreçleri ve faaliyetleri hakkında en azından temel bir bilgi sahibi olunmasını gerektirmektedir.
Ayrıca, günümüzde şirketlerin maruz kalabilecekleri risklerin tabiatı, devamlı ve artan bir hızla değişmektedir. Birçok üretim sürecinin farklı coğrafyalar arasında birbiriyle bağlantılı hale geldiği, global ortamda yeni bilimsel buluşlar ile birlikte mevcut üretim metotları ve dağıtım kanalları sürekli değişmektedir. Tam zamanında (just in time), tam sırasında (just in sequence) ve yalın üretim (lean manufacturing) gibi standart hale gelen uygulamalarla giderek birbirine daha sıkı bağlanarak çalışan global tedarik zincirlerinin sayısı artmaktadır. Söz konusu gelişmeler, risklerin, genelde yıkıcı doğal afetler ve başka sarsıcı olayların etkileyebileceği yerlerde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Bu duruma güzel bir örnek, dünyada üretimin Güney Doğu Asya'ya, bilhassa Çin'e kaymasıdır. Çin'in Tianjin limanında 2015 yılının Ağustos ayında meydana gelen patlama, ülkenin risk yönetimi ve varlıkların korunması alanında halen gelişmekte olduğunu acı bir şekilde göstermiştir. Dünyanın en önemli ulaşım ve üretim merkezlerinden biri olan Tianjin'deki hasar, ayrıca böyle büyük lojistik alanlarda risklerin nasıl kümül oluşturduğunu ve en önemlisi şirketler ve sigortacılar tarafından etkin şekilde takip edilemediğini tüm dünyaya hatırlatmıştır.
Sonuç itibarıyla, büyük bir İş Durması riskinin kaynağını sadece yakın çevrede, sigortalı bina veya muhteviyatta meydana gelebilecek zararlarda değil, uzaklarda da aramak, sigortacılar için akıllıca bir yaklaşım haline gelmektedir.
Global tedarik zincirlerinin birbirlerine daha fazla bağımlı hale gelmesi trendi, Dolaylı İş Durması Riski'nin (Contingent Business Interruption) artmasına neden olmaktadır. Söz konusu risk, kısaca, zincirdeki üretici şirketin tedarikçilerinden veya müşterilerinden birinin bulunduğu yerde meydana gelen bir olay nedeniyle çalışamaması sonucu ticaretin aksaması ve bu sebeple üretici şirketin zarar görmesi şeklinde açıklanmaktadır. Örneğin, faaliyetlerinin devamı için hayati öneme sahip tamamlayıcı parçaları Japonya'dan tedarik eden Avrupa ve Amerika'daki birçok otomotiv şirketi ve elektronik firması, 11 Mart 2011 tarihinde Japonya'da meydana gelen Tohoku depremi ve akabinde ortaya çıkan tsunami nedeniyle tedarikçilerinin üretim yapamamaları geniş çaplı sellerin sonucu büyük zararlara maruz kalmıştır. Global şirketler, benzer hasar deneyimini, aynı yıl Tayland'da geniş çapta meydana gelen sellerin bir grup kritik üretici firmayı etkilemesi ile de yaşamıştır.
Allianz Global Corporate & Specialty SE tarafından 2017 yılında gerçekleştirilen ve "Allianz Risk Barometer" raporu ile yayımlanan bir ankete katılan risk yöneticileri ve kurumsal risk uzmanlarına göre, şirketlerin karşı karşıya kaldığı risklerin başında İş Durması yer almaktadır. Aynı şirket tarafından 2015 yılında yayımlanan bir rapora göre, İş Durması riskine en çok maruz kalan şirketler, mal değerlerinin, tedarik zinciri arasındaki bağlantı seviyesinin, riskin tek bir lokasyon veya üretim sürecinde yoğunlaşma derecesinin yüksek olduğu otomotiv, yarı iletken ve elektronik, ilaç, enerji ve petrokimya gibi sektörlerde faaliyet göstermektedir.
Günümüzde Yangın sigortası hasarlarının neredeyse tamamında görülen İş Durması tazminat ödemeleri toplam hasar tutarı içinde önemli bir bölümü oluşturmaktadır. Allianz tarafından yayımlanan 2015 tarihli raporda, 2010-2014 yılları arasında 68 ülkede bildirimi yapılan İş Durması hasarları incelenmiştir. Buna göre; beş yıl boyunca ortaya çıkan büyük çaplı yangın, fırtına, sel ve deprem gibi olaylar nedeniyle meydana gelen hasarların birçoğunda toplam tazminat tutarının yükselmesinde temel faktör, İş Durması zararları olmuştur. Söz konusu yıllar arasında Yangın sigortasına bağlı olarak talep edilen İş Durması tazminat ödemelerinin ortalama tutarı 2,21 milyon EURO'yu (2,38 milyon ABD Doları) geçmektedir. Söz konusu rakam, İş Durması zararına neden olan direkt maddi hasarın ortalama tutarından (1,63 milyon EURO) %36 daha fazladır. Aynı rapora göre, örneğin bir otomotiv üreticisi firma 50.000 ila 70.000 farklı tedarikçi ile muhatap olabilmektedir ve kritik bir tedarikçinin üretim tesisinde meydana gelen büyük bir hasar, sadece otomotiv sektöründe 1 ila 2 milyar ABD Doları'na varan hasarlara neden olma potansiyeline sahiptir. Ayrıca, onshore (kara tipi) enerji hasarlarının giderek çok daha büyük bir kısmı, büyük bir Yangın ve İnfilâk olayı sonrası ortaya çıkan İş Durması zararlarından oluşmaya başlamıştır. Bu sektörde söz konusu yıllar arasında meydana gelen İş Durması tazminat ödemelerinin ortalama tutarı 3,96 milyon EURO olarak kaydedilmiştir. Allianz'a yapılan tazminat taleplerinin, 2014 yılında meydana gelen beş büyük onshore enerji hasarının ortalama %75'i, hatta iki olayda tazminatın tamamı İş Durması kaynaklıdır. Global enerji sektörünün son 5 yıllık risk ve katastrofik hasarları incelendiğinde, poliçe başına primlerin yaklaşık üçte biri İş Durması teminatına ait iken, toplam hasarların yaklaşık yarısının İş Durması kaynaklı olduğu bilinmektedir.

"İş Durması ve Dolaylı İş Durması hasarları, özellikle doğal afet olaylarında şirketleri en az maddi hasarlar kadar tazminat tutarları ile karşı karşıya bırakabilmektedir."

Enerji sektöründe ortaya çıkan İş Durması teminatlarındaki en büyük zorluk, üretimin kısmen durmasına bağlı oluşan kâr kaybının hesaplanmasıdır. Üretim ufak bir oranda bile azalsa, söz konusu azalışın toplam kâr üzerindeki etkisi büyük olmakta, geciken ürünün değeri yükseldikçe durum daha kritik bir hal almaktadır. Aynı raporda yapılan bir yoruma göre, bir rafineri iş durması sonrası üretiminin %75'ini kısa sürede eski haline getirebilse de, kalan hasarlı bölüm rafinerinin en değerli ürünleri ile ilgili ise, kâr tutarı %75 oranında az kaydedilmeye devam edebilmektedir. Enerji şirketinin hasar öncesi kârına ulaşabilmesi için global petrol fiyatlarındaki değişkenliğin de etkili olması ve tazminat süresi içinde meydana gelebilecek söz konusu değişkenliğin önceden tahmin edilmesindeki zorluk da sigortacılar ve şirketler tarafından düşünülmesi gereken önemli bir konudur. Bu husus, özellikle doğal afet sonrası meydana gelen İş Durması tazminatlarında, sektör için ciddi gecikmeler ve sorunlar yaratabilecek faktörlerden biridir.
Eskiden doğal afet sonucu gündeme gelen sigortalı hasarların çoğu bina ve muhteviyat kaynaklı iken, artık beyan edilen toplam sigortalı hasar tutarlarının İş Durması zararlarını da içerdiğinden bahsedilmektedir. Hatta bazı durumlarda, ticari faaliyetlerin durmasına bağlı zararlar, toplam hasar tutarının belirgin bir bölümünü oluşturmaktadır. Örneğin, 29 Ağustos 2005 tarihinde ortaya çıkan Amerika'nın Florida ve New Orleans eyaletlerini vuran Katrina Kasırgası'nın sebep olduğu sigortalı ticari hasar toplamı 25 milyar ABD Doları civarında iken, bu rakamın yaklaşık 6 ila 9 milyarlık kısmının İş Durmasına bağlı olduğu bilinmektedir. Allianz'ın 2015 yılı raporunda verilen bilgiye göre, 2011 Tohoku depremi ile tsunami olayı sonrası şirkete yapılan 150 adet hasar ihbarının büyük bir çoğunluğu Japonya dışında yerleşik firmalardan gelmiştir. Ayrıca, doğal afet hasar tutarlarının ortalama %30'unun İş Durması kaynaklı olduğu bilinmektedir. AIR modelleme şirketinin internet sayfasında yayımlanan bir makaleye göre; büyük bir doğal afet hasarını takiben şirketlerin ayakta durmasına yardımcı olan teminatın, maddi hasarları karşılayanlardan çok, İş Durması zararını karşılayanlar olduğu görülmektedir.
İş Durması ve Dolaylı İş Durması hasarları çok yönlü hasarlar olup, tazminat tutarının hesaplanması zor bir süreçtir. Poliçelerde genelde en az 12 ay olarak belirlenen tazminat süresi nedeniyle hasarların ödenmesi uzun zaman alabilmektedir. Ayrıca bazen hasarın üzerinden 100 günden fazla süreler geçtikten sonra sigorta şirketlerine İş Durması ihbarı yapılabilmektedir. Bu durum, özellikle endüstriyel ortamlarda sürecin karmaşık olmasından kaynaklanmaktadır. Zararı tetikleyen dolaylı bir iş durması ise, durum daha da zorlaşabilir. Dünyada özellikle hasar tespiti aşamasında sürelerin uzamaya başladığı gözlemlenmektedir. İş Durması tazminat tutarının hesaplanması konusunda Türkiye'de sigorta şirketlerinin en büyük sorunlarından biri, bu konuda uzman eksper sayısının az olmasıdır. Büyük bir İş Durması hasarında, genelde yurtdışından uzman eksperler getirilmektedir. Bu noktada, eksper masraflarının da İş Durması ve Dolaylı İş Durması hasar tutarını ciddi oranda artırabileceğinin farkında olmak ve bu hususa dikkat etmek önemlidir.
İş Durması sigorta teminatının önemi Türkiye'de 17 Ağustos 1999 İzmit depreminde anlaşılmıştır. Bölgede faaliyet gösteren şirketlerin zararları sadece fiziki hasarla sınırlı kalmamış, birçok şirket aynı zamanda ciddi kâr kaybı yaşamıştır. Örneğin, Capital dergisinde 1 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan bir habere göre, Hyundai Assan şirketinin fabrikasında, sigortalı tarafından atanan denetim şirketinin yaptığı incelemelerde 7,8 milyon ABD Doları makine-teçhizat hasarı, ayrıca 9,8 milyon ABD Doları da kâr kaybı meydana geldiği tespit edilmiştir. Görüldüğü üzere, bazen iş durması kaynaklı mali zarar tutarı, maddi zarardan daha fazla olabilmektedir. Fabrikaya konsorsiyum şeklinde teminat veren iki sigorta şirketinin yurtdışından getirttiği eksper ise maddi hasarın daha az olduğuna yönelik bir rapor hazırlayınca taraflar arasında anlaşmazlık ortaya çıkmış, sonrasında hesaplanan kâr kaybı tutarı için bir anlaşma yolu bulunamayınca konu mahkemeye taşınmıştır. Nihayetinde sigortalıya 5,5 milyon ABD Doları kâr kaybı tazminatı ödenmiştir. Bu noktada belirtmek gerekir ki; İş Durması ve Dolaylı İş Durması teminatlarında tarafların mahremiyeti, tutumu ve tazminat rakamı detaylarının kamuoyuna sızmaması şeklindeki politikaları tazminat tutarının hesaplanmasını zorlaştıran önemli nedenlerdir. Bu sebeple, bu sigorta türünün iş kabulünden tazminatın tespitine kadar her aşamasında sigortalı ve sigortacının işbirliği çok önemlidir.

2. İş Durması Riskinin Modellenmesi

Doğal afet hasarlarında İş Durması sigortasının ciddi tazminat tutarlarına sebep olma potansiyeli, İş Durması riskinin sigorta ve reasürans şirketleri tarafından etkin bir şekilde yönetilmesi gereğini gündeme getirmiştir. Katastrofik riski yönetimi konusunda günümüzde yaygın kullanım alanı yakalayan ve genel kabul gören modeller, sektörün bu ihtiyacına yönelik revize edilmeye başlanmıştır. Ancak gerek iş kabulü gerekse tazminatın tespit aşamaları zorlu olan bu sigorta türünün modellenmesinin kolay olması elbette beklenmemelidir. Ayrıca bir modelin etkinliği, her şeyden önce modelde kullanılan geçmiş hasar verisinin zenginliğine bağlıdır. Bu iki hususun net anlaşılabilmesi için öncelikle modellerin doğuşu ve gelişimine bakmak önemlidir.
Katastrofik modelleme serüveninin başlangıcı, Yangın sigortacılarının ihtiyaçlarına ve doğal afet bilimindeki gelişmelere dayanmaktadır. 1800'lü yıllarda Yangın ve ek risklerini teminat altına alan konut sigortacıları, kümül riskini gözlerinde canlandırabilmek için, duvara astıkları haritalara raptiyeler koymaktaydılar. Söz konusu uygulama, 1960'lı yıllarda, yürütülmesi külfetli ve vakit kaybettiren bir hal aldığı için bırakılmıştır. Ancak bu arada aktüeryal hesaplamalar gelişirken, katastrofik modelleme de doğayı ve doğadan gelebilecek tehlikeleri anlamaya yönelik modern bilimin ilerlemesi ile birlikte epey bir yol kat etmiştir. Modelde ele alınan bir risk için oluşabilecek hasar tutarının tahmin edilebilmesi ve yönetilebilmesi amacıyla bir takım ölçüm standartlarının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu ölçümler, 1800'lü yıllarda, yerkürenin deprem hareketlerini kaydeden sismografın icat edilmesi ve rüzgâr hızını tespit eden anemometrenin yaygın kullanım alanı bulması ile başlamıştır. Genel uygulama haline gelen deprem büyüklüğünün (magnitude) ve kasırga şiddetinin (intensity) hesaplanması, katastrofik modellerinin temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Bahsedilen bu iki ayrı gelişme —riskin haritalanması ve tehlikenin ölçülmesi— 1980'lerin sonunda sektöre tanıtılan doğal afet modelleri vasıtasıyla kesin bir şekilde bir araya gelmiştir. Bu yıllarda bilgi teknolojileri ve coğrafi bilgi sistemlerindeki gelişmeler ile birlikte, katastrofik hasar olasılığını hesaplamak amacıyla, doğal afet riskinin ölçümü konusunda yapılan bilimsel çalışmalar ve geçmiş hasar verileri birleştirilerek, bilgisayar destekli modeller oluşturulmuştur. Görüldüğü üzere modellerin ortaya çıkışı, çok da eski değildir.
Katastrofik riskler, doğaları gereği nadir gerçekleşen olaylardır. "Modelleme Çağı" öncesinde söz konusu risklerin reasürans fiyatlandırması, portföyün geçmiş hasar deneyimine ve tahmini hasar tutarının geri ödenme süresine göre yapılmaktaydı. Reasürörün ödediği tutarın geri ödenme süresi şeklinde bir mantık ön plandaydı. Hasarsız yıllarda bankada biriken primler, hasar durumunda kullanılıyordu. Biriken para yetersiz ise, reasürörün belirlediği geri ödeme süresinde kaybının giderilmesi amacıyla, takip eden yıllarda reasürans fiyatı artıyordu. Ancak bu tarz ayarlamalar, sözleşme dışında, sadece piyasa uygulaması şeklinde ortaya çıkmaktaydı. Bunun sonucunda reasürans fiyatları, bir doğal afet hasarına karşı epey duyarlıydı. Hasar durumunda fiyatlar ciddi bir oranda artar iken, hasarsız yıllarda düşmeye başlamaktaydı. Diğer taraftan bazı reasürörler, doğal afet olayından etkilenen programlardan anında çıkma kararı verebilmekteydi.
1980'lerin sonunda ortaya çıkan olasılığa dayalı gelişkin katastrofik modelleri, sigortacı ve reasürörlere doğal afet risklerini daha teknik yollarla takip ve fiyatlandırma fırsatı sunmuş olsa da, 1992 yılına kadar genel kullanım alanı bulamamıştır. 1989 yılının Eylül ayında meydana gelen Amerika tarihinin o zamana kadarki en yüksek maliyetli kasırgası Hugo bile sektörün bu yaklaşımını değiştirememiş, gelecekte olması muhtemel hasarların tahmininde geleneksel aktüeryal metotlar ve geçmiş hasar deneyimleri kullanılmaya ve fiyatlandırmanın yukarıda anlatıldığı şekilde yapılmasına devam edilmiştir. Katastrofik modellerinin kaderi, 1992 yılının Ağustos ayında Amerika'nın Florida ve Louisiana eyaletlerini vuran Andrew Kasırgası'ndan sonra değişmiştir. Eşi benzeri daha önce yaşanmamış zıya ve zarara neden olan kasırganın sigortacılara maliyeti, Hugo'da ödediklerinin yaklaşık dört katına yaklaşarak 15 milyar ABD Doları olarak kaydedilmiştir. Bu durum sektörü sarsarken, birçok sigorta şirketinin iflas etmesine neden olmuştur. Andrew'dan sonra şirketlerin katastrofik riski yönetimi konusuna bakış açıları tamamen değişmiştir. Andrew, doğal afet riskinin yönetiminde o zamana kadar kullanılan aktüeryal yöntemlerin yetersiz kaldığını göstermiş, bu konuda en mantıklı yolun hasar analizinde olasılık yaklaşımının kullanılması olduğu netlik kazanmıştır. Sektör, katastrofik hasar tutarının tahmini ve risk kümülünün takibi için daha bilimsel yaklaşımlara kayarak modellemeyi sahiplenmeye başlamış ve katastrofik modelleri, iş kabulü sürecinin ayrılmaz ve gerekli bir parçası haline gelmiştir.
Ancak Andrew'dan sonraki yıllarda devam eden şiddetli kasırgalar, sigorta ve reasürans sektörüne modellemenin önemli bir gerçeğini göstermiştir: modellerin, yaşanan deneyimlerle sürekli güncellenmesi gerekliliği. En zengin veri ile modellenen risklerde dahi, gerekli geçmiş bilgilerin tarihi kısadır. Bu sebeple, sürümdeki en güncel modelin bile, "öngörülemeyen" biçimde ortaya çıkan ve "öngörülemeyen" hasarlara sebep olabilecek bir fırtınadan kaynaklanabilecek muhtemel hasar tutarını hesaplamada hata payı bulunmaktadır. Sigortacılar bu gerçeği, 2005 yılının Ağustos ayında gerçekleşen ve Swiss Re tarafından yayımlanan 2016 yılı Sigma verilerine göre yaklaşık 80 milyar ABD Doları sigortalı hasara neden olan Katrina Kasırgası'nda acı bir şekilde öğrenmiştir. Söz konusu kasırganın yarattığı ekonomik kaybın 140 milyar ABD Doları'na ulaştığı belirtilmektedir. Katrina'dan sonra aktüerler ve modelciler tarafından yapılan analizler, modellemede kullanılan birçok tahminin doğru olmadığını göstermiştir. Örneğin, rüzgâr veya fırtınanın sahil şeridinde sebep olabileceği sellerden kaynaklanabilecek zarar olasılığının düşük değerlendirildiği, ayrıca tüm binaların mevcut kodlara uygun inşa edildiği şeklinde hatalı varsayımlarda bulunulduğu fark edilmiştir. Aynı yılın Ekim ayında Florida'yı vuran Wilma Kasırgası, oluşabilecek mal hasarlarında ağaç zararlarının etkisinin yeterli düzeyde dikkate alınmadığını hatırlatmıştır. 2008 yılının Eylül ayında meydana gelen Ike Kasırgası ise fırtınaların şiddetinin karada tahmin edilenden daha uzun süre devam edebileceğini öğretmiştir.

"İnsanoğlu hatalarıyla öğrenir ve deneyim kazanır, yılmadan çalışarak ve gelişerek mükemmele yaklaşır."

Kasırga modellerinin yaşanan deneyimler ile sürekli gözden geçirilerek düzeltilmesi o zamanlar sigortacıların, reasürörlerin ve risk uzmanlarının daha çok dikkatini çekse de, zaman içinde deprem ve sel gibi diğer doğal afet olayları için kullanılabilecek modeller de geliştirilmiştir. 2011 Tayland sellerinde; o zamana kadar sel riskinin bu bölgede modellenmemesinin, hasar sonrası alınan önlemlerin sebep olabileceği ek masrafların (Bangkok şehrini kurtarmaya öncelik verirken, sel içinde kalan endüstri parkının daha kötü duruma sokulması), yurt dışı riskler teminatı, İş Durması ve Dolaylı İş Durması hasarlarının birbirinden ayrılamaz hale gelmiş endüstrilere etkileri izlenmiştir. Aynı yıl Japonya'da meydana gelen Tohoku Depreminde, olay sonrası meydana gelebilecek tsunaminin etkisinin yanı sıra nükleer santral (Fukushima) ve teminatlarda var olmayan Dolaylı İş Durması risklerinin gözden kaçtığı görülmüştür. Yine aynı yıl Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrinde meydana gelen depremde, birbirini takip eden artçı şoklar ve yer kaymalarının, 2012 yılında Amerika'yı vuran Sandy Kasırgası'nda ise muafiyet uygulamasına devletin müdahalesi, modellenmeyen branşlar (kasko, nakliyat), çevre kirliliği ve sel sonucu ortaya çıkan yangıların etkisi fark edilmiştir. İfade edildiği üzere, büyük doğal afet hasarlarında toplam sigortalı hasar tutarlarına ciddi etkisini hissettirmeye başlayan İş Durması ve Dolaylı İş Durması riskleri, bu yıllarda henüz modellenmemekteydi. Aslında İş Durması riskinin bu yıllarda sigortacıların dikkatini çekmesi, riskin sigortalanma oranı ile ilgilidir. Geçmiş doğal afetler incelendiğinde ciddi İş Durması hasarlarının yaşadığı görülmektedir. Örneğin 1994 yılında Amerika'nın Kaliforniya eyaletinde meydana gelen Northridge depreminde ve sonrasında 1995 yılında Japonya'nın Kobe şehrini vuran Great Hanshin depreminde ekonomilerin sırasıyla yaklaşık 6 ve 50 milyar ABD Doları tutarında İş Durması kaybı yaşadığı bilinmektedir. Ancak söz konusu riskin sigortalanma oranı çok düşük olduğu için bahsedilen hasar rakamlarından sigorta sektörleri etkilenmemiştir. Bu sebeple İş Durması riskinin modellere dahil edilmesi daha sonra başlamıştır.
2010 ve 2011 yıllarında dünyada meydana gelen büyük doğal afet olaylarından sonra sigorta ve reasürans sektörünün sözlüğüne, katastrofik riski yönetimi için yaygın kullanılan modelleme araçlarının kısıtlarını yansıtan "modellenmeyen riskler" kavramı girmiştir. Katastrofik risklerin yönetiminde en önemli husus, fiyatlandırması yapılan risklerin ne kadar doğru belirlendiği ve hasara sebep olabilecek bir riskin değerlendirilmemesinin yaratacağı farkı anlamaktır. Bazı durumlarda, yapılan analizde tüm risklerin dikkate alınmaması, nihai hasarı etkilememektedir. Örneğin, verilen teminat tamamen kullanılmış olabilmekte veya dikkate alınmayan risk, gerçekleşen olayla bağlantılı olmayabilmektedir. Ancak birçok durumda, ele alınan doğal afet riskinin modellenmeyen bir unsuru, yapılan tahmin ile gerçekleşen arasında belirgin bir fark çıkmasına neden olmaktadır. Bu sebeple şirketler, riskleri değerlendirirken ve kararlarını verirken, sadece model çıktısına ve tekniklerine güvenmemeli, "Modeller sadece tavsiye verir, karar vermezler" hususunu unutmamalı, maruz kaldıkları riskleri temsil eden ancak modellemede istisna edilen branşların, bölgelerin ve tehlikelerin farkında olmalıdırlar.
Sigorta ve reasürans şirketlerinin çoğunluğu, tüm kusurlarına ve eksikliklerine rağmen katastrofik modellerini kullanmaktan vazgeçmemektedir. Bu ısrarlı tutumda, Andrew'da alınan dersin etkisi elbette ki mevcuttur. Ancak modellerin; riskin, portföy gelişiminin, kümül kontrolünü veri kalitesi ve öneminin ayırdına varılmasına sebep olduğu da bir gerçektir. Sektörün her geçen gün, daha bilimsel, daha teknik ve daha gelişmiş hale gelen modelleri elinden bırakmaya niyeti yok gibi gözükmektedir. Hatta çoğu ülkede hükümetler ve diğer endüstriler de model yaklaşımını kavramaya ve sahiplenmeye başlamıştır. Aslında başlangıçta gelişmiş sigorta sektörüne sahip ülkelerde risklerin yönetimine odaklanan katastrofik modelleri, artık günümüzde gelişmekte olan piyasalar da risk devrine ilişkin yeni yöntemlerin oluşturulmasına yardımcı olmak amacıyla kullanılmaktadır.
Doğal afetlerin modellenmesi için var olan sistemler, temelde dört modüle ayrılmaktadır: Tesadüfi Değişkenlere Bağlı Olay Modülü (Stochastic Event Module), Risk Modülü (Hazard Module), Hasarlanma Modülü (Vulnerability Module) ve Finansal Analiz Modülü (Financial Analysis Module). İş Durması riskini ortaya çıkarabilecek doğal afet olaylarının meydana gelme olasılıklarının hesaplanması, Risk Modülü altında yapılmaktadır. Risk altındaki mülke gelebilecek zarar tutarının hesaplanması da, Hasar Görebilirlik bileşeninin görevidir. Bu bileşende kullanılan fonksiyonlar, bölgeye ve mülkün depremde yer sarsıntı şiddetine veya kasırgada rüzgâr hızına karşı duyarlılığına göre değişkenlik göstermektedir. Söz konusu duyarlılığı tanımlayan parametreler arasında, binanın inşaatında kullanılan malzeme, kullanım süresi, inşaat tarihi ve yüksekliği gibi veriler yer almaktadır. Sigorta sektörü için tasarlanan katastrofik modellerde, bir yapıya ve muhteviyatına gelebilecek hasar tutarını ve iş durması kayıpları gibi zaman unsuru içeren teminatların olası hasar tutarını tahmin etmek için farklı "kırılganlık eğrileri" kullanılmaktadır. Görüldüğü üzere İş Durması riski, artık modellenmeyen riskler arasında olmayıp, mevcut modeller içinde yerini almıştır. Ancak söz konusu risk mali kayıplar ile ilgili olduğu için, maddi kaybı tahmin etmeye çalışan modellere nasıl entegre edildiğini görmek ilginç olacaktır. Sonuç itibarıyla, maddi hasarları tahmin eden modeller artık epey gelişmiş iken, İş Durmasının modellenmesi henüz yeni sayılmaktadır ve kâr kaybı rakamları şirketler tarafından genellikle paylaşılmayarak gizli tutulmaktadır.
Dikkat edilirse, bir doğal afet sonrası açıklanan gerek ekonomik gerekse sigortalı hasar tutarlarında sadece "İş Durması tazminatları dâhil" şeklinde ifade yer almakta, İş Durması tazminatlarının nihai rakamı net olarak açıklanmamaktadır.
Katastrofik modellerde maddi hasar miktarı, beklenen ortalama hasar rakamının binayı yerine koyma değerine bölünmesi sonucunda bulunan Ortalama Hasar Oranı ile ölçülmektedir. Modeller, aynı zamanda, tahmin edilen hasarın belirsizliğine ilişkin yapılan tahminleri de içermektedir. İş Durmasına bağlı kayıplar ise, geleneksel olarak, binanın gördüğü hasar derecesine göre tamir süresi belirlenmeye çalışılarak tahmin edilmektedir. Bu sebeple, ortaya çıkan düşük ya da orta derecede hasar seviyelerinde işletmelerin faaliyetlerine devam edecekleri ve böyle durumlarda ciddi bir iş durmasına (ve beraberinde ortaya çıkabilecek ilave masraflara) maruz kalınmayacağı farz edilmektedir.
Global sigorta ve reasürans piyasasında genel kabul görmüş modelleme firmalarından biri olan RMS modelinde de İş Durması, esasen, sigortalı bir tesisin Ortalama Hasar Oranının hesaplanmasına dayanmaktadır. Sigortalı bir risk için ortalama hasar oranı hesaplandıktan sonra, çıkan sonuca göre, modelde mevcut yedi adet tanımdan (az, orta, ciddi, vb.) biri seçilerek "Hasar Durumu (Damage State)" tespit edilmektedir. Modelde, her bir hasar durumu için, ortalama hasar oranlarına göre belirlenmiş bir "Merkezi Hasar Faktörü (Central Damage Factor)" tanımlıdır. Bu faktör değeri, binanın kullanım türü ile birlikte, ele alınan tesise özel bir "Tesis Yenileme Eğrisi (Facility Restoration Curve)" seçmek için kullanılmaktadır ve seçilen eğriden de, tesisin İş Durması Süresi çıkarılmaktadır. Tesis yenileme eğrilerinin oluşturulması için ise RMS, Uygulamalı Teknoloji Konseyi (Applied Technology Council-ATC)'ne ait çok sayıda rapor ve araştırma sonucunu, güncel olaylarda ortaya çıkan İş Durması hasarları hakkında yayımlanan çalışmaları ve sigorta sektörünün hasar veri tabanını kullanmaktadır. Söz konusu veriler İş Durması hasar tutarının belirlenmesinde önemli olduğu için, tam bu noktada belirtmek gerekir ki, bir sigorta şirketinin sigortalılarına ait —envanter kayıtları, hasarlı malı yenilemek için operasyon planları, tamir işlemini kısaltmak için detaylı stratejileri, yıllık gelir ve giderleri, poliçe teminat limiti ve muafiyet rakamları gibi— verileri ne kadar detaylı ve takip edilebilir ise, İş Durması riski için çalıştırılan modelin sonucu da o kadar şirkete özel ve etkin olacaktır. Dikkat edilirse söz konusu verilerin çoğu, yazının başında, sigortacının sigortalısı için uygun tazminat süresini hesaplamak amacıyla zaten elde etmesinin önemli olduğu belirtilen bilgiler arasında yer almaktadır.
RMS modelinde, yukarıda bahsedilen hesaplamayı tamamlayıcı olarak, sigortalı tesisi etkileyen sivil otorite ve/veya kamu hizmetlerinin (lifelines) Durma Süresi de tahmin edilmektedir. Oluşturulan "sivil otorite ve/veya kamu hizmetleri yenileme eğrileri", daha öncesinde hesaplanan tesis yenileme eğrisi ile birleştirilmekte ve elde edilen bu yeni eğriden, en yüksek durma süresi seçilerek tesisin nihai İş Durması belirlenmektedir. RMS'in modelinde, her bir bölgedeki sivil otorite ve/veya kamu hizmetleri için kullanılan hasar görebilirlik (vulnerability) ve yenileme (restoration) fonksiyonları farklılık göstermektedir. Bunun sebebi, sivil otorite ve/veya kamu hizmetlerinin hasar görebilirlik derecesini etkileyen bina kodlarının ve inşaat uygulamalarının bölgeler arasında değişkenliğini yakalayabilmektir. Ayrıca, hesaplanan maksimum Durma Süresini ayarlamak için de, "iş durmasına hazır olma durumu" gibi faktörler de kullanılabilmektedir. Görüldüğü üzere RMS modeli, Dolaylı İş Durması risklerinden sadece bağlı olunan sivil otorite ve/veya kamu hizmetlerinin kesintiye uğraması olasılığını modeline entegre etmiştir.

"İş Durması riski, artık modellenmeyen bir risk değildir."

Piyasanın önde gelen bir diğer modelleme şirketi AIR firması tarafından yapılan güncel hasar verisi analizleri, bina hasar derecesinin tek başına İş Durması kayıplarını açıklamayacağını göstermektedir. AIR firmasına göre; muhtemel bir İş Durması kaybına ilişkin daha güvenilir bir tahmin rakamına ulaşabilmek için, şirket gelirindeki kaybın modellemesi, bina hasarının simüle edilmesinden daha fazlasını içermeli, iş sahiplerinin inisiyatifinde olan kararları da dikkate almalıdır. Ancak, söz konusu alınacak kararlardaki belirsizlik faktörü, etkili bir İş Durması modelinin kurulmasını özellikle zorlaştırmaktadır. Söz konusu zorluğu yakalamaya çalışarak geleneksel İş Durması modellerinin bir adım önüne geçmeye çalışan AIR modelinin detaylarına girmek ve mantığını görmek ilginç ve önemli gözükmektedir.
AIR modelinin farklılığı, Durma Süresini tanımlamasıyla başlamaktadır. İş Durmasına bağlı kayıpların tahmin edilmesinde kullanılan temel değişken Durma Süresidir ve AIR modeli için bu süre, bir doğal afet olayı sonrasında işletmenin tam faaliyetine geri dönene kadar geçen gün sayısı şeklinde yorumlanmaktadır. Durma Süresinin nedenleri iki kategori altında incelenmektedir: İş Durması ve Dolaylı İş Durması. İş Durması, sigortalı yapıda faaliyetlerin geçici olarak durmasına ve bu nedenle ticari gelirin azalmasına sebebiyet veren bir fiziksel hasar meydana gelmesidir. Dolaylı İş Durması, yazının ilk bölümünde de açıklandığı gibi, geniş çaplı olaylardan kaynaklanabilmekte ve sigortalı yapıda fiziksel hasar meydana gelmese de ortaya çıkabilmektedir. Sokağa çıkma yasağı sebebiyle işyerinin bulunduğu yere erişimin durması, üretim için gerekli bir girdiyi sağlayan tedarikçi firmada veya satış yapılan bir alıcı şirkette iş durması meydana gelmesi, elektrik, su veya başka bir temel kamu hizmetinde yoğun bir kesinti olması veya devletin işyerinin ve çalışanlarının bulunduğu bölgeyi tahliye etme kararı alması, Dolaylı İş Durması olaylarına birer örnek olarak verilebilmektedir. Görüldüğü üzere AIR modelinin ölçtüğü Dolaylı İş Durmasında, RMS modelinden farklı olarak, şirket faaliyetlerinin bağımlı olduğu diğer işyerlerindeki iş durmaları da dikkate alınmaktadır.
AIR modelinde Durma Süresinin temel değişkenleri üç aşamaya ayrılmaktadır: 1) Tamir/Yer Değiştirme Öncesi; 2) Tamir ve Tekrar İnşa Etme/Yer Değiştirme ve 3) Tamir/Yer Değiştirme Sonrası. Durma Süresi, söz konusu üç aşamadan da etkilenmektedir. Tamir öncesi aşaması; hasar değerinin tespiti, gerekli bina izinlerinin alınması, müteahhit bulunması gibi işlemler için geçen süreyi içermektedir. Bazı işletmeler, tamir için beklemek yerine hasarlı malı değiştirme seçeneğini kullanabilmekte, ancak bu kararın da kendisine göre bir maliyeti ve geçen süresi bulunmaktadır. Bazı işletmeler ise tamir devam ederken normal faaliyetlerinin bir bölümünü gerçekleştirebilmektedir. Ancak tamir işlemleri bittikten sonra ticari gelirin olay gerçekleşmeden önceki seviyelere ulaşması, şirketin eski pazar payına ulaşması uzun sürebildiği için biraz zaman alabilmektedir. Benzer şekilde, kaybedilen iş gücünü yerine koymak da kolay olmamaktadır. Tüm bu belirsizlikler, Durma Süresinin tahminini etkilemektedir. Bu noktada, yazının ilk bölümünde bahsedilen Tazminat Süresi belirlenirken de aslında sigortacıların benzer zorlukları yaşayabildiklerini belirtmek önemlidir.
Ayrıca Durma Süresi aşamalarından her biri, ek faktörlerden etkilenmektedir. Katlanılan hasarın seviyesi, tamir edilen yapının büyüklüğü ve mimari tasarımının zorluk derecesi (küçük bir müzenin tamiri, büyük bir alışveriş merkezininkinden daha uzun sürebilmektedir) gibi faktörler Tamir aşamasının süresini değiştirebilmektedir. Benzer şekilde, bir otomotiv fabrikasının muhteviyatının tekrar yerine konması, bir ofisinkinden daha zor olup, daha uzun sürebilmektedir.
Yapı ile ilgili faktörlerin dışında, gerçekleştirilen faaliyetin karakteristik özellikleri de Durma Süresini etkilemektedir. Bir doğal afet olayı karşısında her işyerinin kendine özel bir kurtarma kabiliyeti bulunmaktadır. Örneğin bir ofis, bir otele göre, kurtarma çalışmalarını daha etkili bir yöntem seçerek faaliyetlerini fazla aksatmadan tamamlayabilmektedir.
İş Durması süresini belirlemek için modele girdi olarak konulması gerekli ve önemli olan —bina büyüklüğü, mimari yapısı, işyerinin kurtarma faaliyetlerinin etkinliği gibi— veriler mevcut olmadığı için, bu parametrelerin ölçülmesi için "Faaliyet Türü Sınıfı (occupancy class)" kullanılmaktadır. AIR modelinde, Durma Süresinin hesaplanması için yaklaşık 22 adet faaliyet türü sınıfı (ticari, inşaat, müze, acil servis hizmetleri ve okul gibi) bulunmaktadır. Faaliyet Türü, aynı zamanda, bağlı olunan binada (üretimde kullanılan önemli bir girdinin tedarikçisi gibi) ortaya çıkabilecek bir iş durmasının esas (principal) binada iş durması hasarına sebep olma (Dolaylı İş Durması) ihtimalini tahmin etmek için de kullanılmaktadır. Binaların birbiriyle bağımlılığı ile ilgili genelde çok sınırlı veri bulunması nedeniyle, AIR modeli, esas binadaki Durma Süresini hesaplarken çok sayıda varsayım kullanmaktadır. Modele girdi olarak konulması gereken bir diğer ek faktör olan İş Durması poliçe şartları ile ilgili detaylar da genellikle bulunamamakta olup, bu şartlar ile ilgili bazı mantıksal varsayımlar yapılarak söz konusu zorluk aşılmaktadır.
Daha önce de belirtildiği gibi, bir sigorta şirketi söz konusu aşamalar ve ek faktörler ile ilgili bilgileri ne kadar etkin toparlayıp yorumlayabilirse, kullandığı modele tanıtılan varsayımlar o kadar şirkete özel ve etkin olacaktır.
[GÖRSEL: Şekil 1 — İş Durması Süresinin Bileşenleri]
Bu formülasyonda, kolaylık sağlaması açısından, işyerinin gerek üretim gerekse satış faaliyetleri için başka bir işyerine bağlı olmadığı farz edilmektedir. Karar ağacında gösterilen her bir yolun takip edilme olasılığı ve her bir olası yola ilişkin Durma Süresinin tahmini, Toplam İş Durması Süresinin ortalamasını ve olasılık dağılımını hesaplamakta kullanılmaktadır. İş Durmasını başlatan olayın ve bu olayla ilişkili tehlikenin ortaya çıkışı ve belirgin bir işyerinde yaşanan hasar —model simülasyonunda— rassal değişkenlerdir. Bu sebeple, İş Durması süresinin tam bir olasılık dağılımının oluşturulabilmesi için, iş sahipleri tarafından alınabilecek karar yolları defalarca örneklenmektedir ve bu örneklendirmeler sonucunda olay mantığı-ağacının muhtemel dalları oluşturulmaktadır. Bir işyeri tedarikçilere veya perakendecilere bağımlı olduğu zaman durum daha da karmaşıklaşmaktadır.
[GÖRSEL: Şekil 2 — İş Sahibinin Karar Ağacı]

3. Sonuç

Buraya kadar söylenenleri özetlemeye çalışırsak, ekonominin her alanında faaliyet gösteren şirketlerin maruz oldukları risklerin içerisinde İş Durması önemli bir yer tutmaktadır. İş Durması teminatı kapsamında ortaya çıkan zararlar, ekonomik kayıpların ciddi bir bölümünü oluşturmakta ve birçok şirketin, özellikle doğal afetler sonrasında faaliyetinin sona ermesine neden olmaktadır.
Günümüzde ülkelerin ekonomik sistemlerinin iç içe geçmiş olduğu, diğer bir deyişle global bir ekonomik sistemin var olduğu gerçeği göz önüne alındığında, İş Durması riskinin neden olabileceği kayıplar daha da önem kazanmaktadır. Bu nedenle, sigorta ve reasürans şirketlerinin kümül takip yöntemlerinde bu riski de göz önünde bulundurma ihtiyacı ortaya çıkmış, günümüzde kullanılan modellere bu riskin entegre edilmesi çalışmaları hız kazanmıştır.
İş Durması teminatının, özellikle deprem gibi yaygın ve yıkıcı etkileri olan bir afet nedeniyle neden olabileceği toplam potansiyel zararları modelleme yöntemiyle doğru tahmin edebilmek çok önemli olmakla birlikte, sigorta şirketleri açısından asıl tehlike, bu teminatı içeren poliçenin düzenlendiği anda başlamaktadır.
Yukarıdaki değerlendirmelerde, bu teminatın verilmesi aşamasında sigortalı işletmenin finansal/ticari verilerinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, muhtemel bir risk veya afet hasarı sonrası ilgili işletmenin uğrayabileceği finansal kayıpların çok ihtimamlı bir şekilde hesaplanması gerektiği açıklanmaya çalışılmıştır. İş Durması teminatının, ciddi bir hesaplamaya dayanmaksızın, deyim yerindeyse rasgele verilmesi durumunda sigorta şirketinin ödemek durumunda kalacağı tazminat, öngörülerin çok daha üzerine çıkabilecektir. Yangın branşında münferit bir risk hasarında, sigorta şirketinin ödeyeceği iş durması tazminatını hesaplamak bir afet durumu sonrasına göre nispeten kolay ve mümkün olmakla birlikte, deprem gibi yüzlerce riskin etkileneceği büyük bir olayda bu hesabı doğru bir şekilde yapabilmek son derece zor bir süreçtir ve sigorta şirketlerini, gereğinden fazla bir ödeme yükü ile karşı karşıya bırakabilecek, belki de katastrofik reasürans korumasının yetersizliği gibi şirketin varlığını tehlikeye düşürebilecek bir sonuçla karşı karşıya bırakabilecektir.
N. Esra KULAN Millî Reasürans T.A.Ş.

PAYLAŞ

NE

Naciye Esra Kulan

Millî Reasürans uzman yazarı. Reasürans, risk yönetimi ve sektör trendleri hakkında içgörüler paylaşıyor.