Giriş
Deprem riski olarak genelde bir deprem sonucunda oluşması beklenen hasarların nicelendirilmesini anlıyoruz. Burada "hasar" herhangi bir fiziksel, sosyal, ekonomik unsurda meydana gelen değer kaybı veya doğrudan ya da dolaylı zararı tanımlamaktadır. Bu makalede İstanbul ve genelde Marmara bölgesi için yapılmış deprem tehlikesi ve riski belirleme çalışmaları ile deprem riski azaltımına yer verilecektir.
İstanbul, Türkiye nüfusunun yaklaşık beşte birini ve endüstri potansiyelinin yarısını barındıran, ülkenin en büyük metropolüdür. Çok yüksek olan deprem tehlikesinin yanısıra kentsel deprem riski; aşırı kalabalıklaşma, hatalı arazi kullanım planlaması ve yapılaşma, yetersiz altyapı ve çevresel bozulma nedeni ile artmıştır. 1999 yılında meydana gelen Kocaeli depreminden kaynaklanan kayıplardan sonra, İstanbul için ayrıntılı risk analizlerine dayalı, depreme hazırlanma ve afet planlaması çalışmalarının yapılması gündeme gelmiştir. Boğaziçi Üniversitesi (BU-ARC, 2002) ve OYO International (JICA-Japonya Uluslararası İş Birliği Teşkilatı ve İBB-İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2003) tarafından yapılmış genel kapsamlı çalışmalar İstanbul'daki deprem riski hakkında bilgi sağlamış ve "İstanbul Deprem Masterplanı" başlıklı raporun (İBB, 2004) hazırlanmasına önayak olmuştur. Tüm bu risk belirleme çalışmaları İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından OYO+GRM (OYO International Geo-engineering and Environmental Engineering Co. ve GRM İletişim ve Bilişim Şirketi) şirketlerine yaptırılmış bir çalışma ile 2009 yılında kapsamlı olarak yenilenmiştir. (OYO-İBB, 2009)
Bu kapsamlı çalışmalar dışında, İstanbul'un deprem risk tahminlerine yönelik olarak yapılmış birçok dar kapsamlı çalışmalar, İstanbul'daki Sanayi Tesisleri ile İlgili Deprem Riski Belirlemesi (BU, 2003) ve Türkiye Deprem Vakfı tarafından deprem sigortası fiyatlandırılması amacı ile Doğal Afet Sigortalar Kurumu (DASK) ve Türkiye Sigorta Birliği (TSB) desteği kapsamında, ülke çapında yapılmış deprem kayıp belirlemeleri bulunmaktadır.
Bilindiği gibi kentsel deprem riskinin azaltılmasının ana ilkeleri: mevcut riskin arttırılmaması (deprem güvenliği olan yapılaşma), mevcut riskin azaltılması (depreme karşı güçlendirme) ve riskin transferi (deprem sigortası) olarak sıralanabilir. İstanbul'da deprem riskinin belirlenmesine paralel olarak, bu riskin azaltılmasına yönelik değişik kapsam ve aşamalarda çok sayıda etkinlik ve uygulamalar sürdürülmektedir.
Deprem ve Tsunami Tehlikesi
Deprem tehlikesi analizlerinin temel sonuçları; belirlenmiş bir bölge için, jeotektonizma ve depremsellik bilgilerine dayalı olarak, verilen bir dönüş periyodu (veya yıllık aşılma olasılığı) için hesaplanan maksimum yer ivmesi, spektral ivme, şiddet gibi yer hareketi parametreleri değerleridir. Deprem tehlikesi belirlemelerinde, deterministik yöntemlere nazaran, probabilistik (ihtimal hesaplarına dayalı) deprem tehlikesi analizleri jeolojik, jeofizik, sismolojik ve tarihsel verilerin daha uyuşumlu ve akılcı bir şekilde göz önüne alınmasını sağlar.
İstanbul ilinde yıkıcı etki yaratacak büyüklükte depremlerin Marmara Denizi'nde bulunan aktif fay sisteminden kaynaklanması beklenmektedir. Bu aktif fay sistemi ile ilgili olarak iki önemli model geliştirilmiştir. Le Pichon vd., (2000) tarafından yapılan çalışma sonucunda Kuzey Anadolu Fayı Marmara Denizi'nin kuzeyine doğru boydan boya uzanan sağ yanal atımlı bir fay olarak tanımlanır. (Şekil 1) Diğer taraftan da Armijo vd. (2005)'e göre çek-ayır sistemini de içeren Ganos ve İzmit yanal atımlı ile Çınarcık çukurundaki normal faylanma ile karmaşık bir yapı gözükmektedir. (Şekil 2) Maden Teknik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından hazırlanmış İstanbul Sismotektonik Haritası ise Şekil 3'te sunulmuştur.
İstanbul tarihi boyunca birçok yıkıcı depreme maruz kalmıştır. (Ambraseys ve Finkel, 1991) Kenti 4. ve 19. yüzyıllar arasında 32 adet deprem etkilemiştir. Bu durum ortalama her 50 yılda bir orta şiddette depreme karşılık gelmektedir. Yaklaşık her 300 yılda bir ise İstanbul çok şiddetli (MSK şiddet ölçeğine göre IX) depremlerle sarsılmaktadır. İstanbul'u etkileyen depremler 3. ve 6. yüzyıl ile 14. ve 17. yüzyıl aralığında yüksek, 7. ve 13. yüzyıl aralığında ise düşük bir oluşum frekansı göstermektedir. Yaklaşık 1500 yıldır İstanbul'da, sürekli tamir ve takviye ile varlığını koruyabilen Ayasofya, bu süre zarfında, üçü çok ağır olmak üzere, yaklaşık 10 kere hasar görmüştür. 17 Ağustos 1999 Kocaeli depreminin Avcılar'da yarattığı hasar bir tarafa bırakılırsa, İstanbul 1894 depreminden beri önemli bir depremle sarsılmamıştır.
Marmara Bölgesi'ni etkilemiş olan önemli tarihsel depremlerin makrosismik verilere dayalı olarak bulunan tahmini kaynakları Şekil 4 ve Şekil 5'te gösterilmiştir. Marmara Bölgesi'nin 20. yüzyıldaki deprem aktivitesi de aynı şekiller üzerinde yer almaktadır.
1999 Kocaeli depreminin yarattığı tektonik gerilme değişikliğinin, fay yırtılmasının batı ucundaki etkisi ve 1894 depreminden beri Marmara Fayı'nda Mw=7'den büyük bir deprem gözlenmediği göz önüne alınırsa Ana Marmara Fayı'nda deprem olma ihtimalinin çok arttığı anlaşılabilir. Araştırmalar, Mw=7 ve daha büyük bir deprem için önümüzdeki 30 yıl içerisinde oluşma olasılığını %65 olarak vermektedir. Dünyada bu düzeyde deprem tehlikesine maruz diğer iki büyük kent San Francisco ve Tokyo'dur. İstanbul Deprem Senaryosu geliştirilmesi kapsamında yapılan çalışmalarda da Ana Marmara Fayı'nda Mw=7+ büyüklüğünde bir depremin (veya İstanbul'da yer alan binaların deprem yönetmeliği kapsamında tasarımında kullanılan düzeyde bir deprem yer hareketinin) meydana gelme olasılığı yıllık yaklaşık %2,5 düzeyinde olmaktadır. Bu olasılık, deprem yönetmeliğinde tasarım esaslı deprem yer hareketi için kabul edilmiş olan olasılığın yaklaşık 8-9 katı büyüklüğündedir.
Ana Marmara Fayı üzerinde oluşacak Mw7+ büyüklüğünde bir depremin İstanbul'da yaratacağı deprem yer hareketinin belirlenmesi için fayın yırtılma şekli (boyu, yönü), kaynak fiziği (gerilme düşüşü, yırtılma düzeni) ve deprem dalgası yayılma hattı parametrelerinin bilinmesi gerekir. Ancak, tüm bu bilgiler mevcut olsa dahi, belirlenecek deprem yer hareketi seviyesinin rassal bir dağılımı olacağı göz önünde tutulmalıdır.
Bir depremin hasar oluşturma potansiyeli, nicel olarak, yer hareketi parametreleri (ivme ve hız gibi) cinsinden, nitel olarak ise "şiddet" cinsinden belirlenebilmektedir. Şiddet değerleri, insan tepkilerinin ve binalarda oluşan hasarların doğrudan bir ölçüsü olmakta ve yer hareketi parametreleri ile ilişkilendirilebilmektedir. Şekil 6'da Ana Marmara Fayı üzerinde meydana gelecek Mw7,4 büyüklüğünde bir depremden kaynaklanacak ortalama şiddet dağılımı tahmini sunulmuştur. Bu şekilde yer alan medyan şiddet değerlerinin aşılma veya altında kalınma olasılıkları %50 olmaktadır. Harita üzerinde gösterilen şiddet değerlerinin yapısal hasar sınıfları ile ilişkisinin açıklanması için Şekil 8 kapsamında sunulu kırılganlık ilişkisi kullanılabilir.
İstanbul'da incelenmesi gereken bir diğer doğal afet tehlikesi unsuru tsunami olmaktadır. Tsunamiler tektonik kaynaklı olabileceği gibi, deprem etkisiyle deprem sırasında ya da depremden belirli bir süre sonra tetiklenen sualtı heyelanlarından kaynaklanabilirler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi için OYO Inc. tarafından yapılan İstanbul tsunami tehlikesi haritalarının hazırlanması projesi çerçevesinde derlenen veriler, gerçekleştirilen çalışmalar ve hazırlanan raporlar kapsamında Marmara Denizi'nde son 2000 yılda 30 kadar tsunami meydana geldiği, 1894 ve 1509 depremlerinde dalga yükselmesinin sırasıyla 3-4 ve 6 m'yi bulduğuna işaret edilmiştir. 50 yıllık tekrarlama periyodu için 0,5-1,0m, 100 yıllık tekrarlama periyodu içinse 1-2m'lik dalga yükselmeleri beklenebilir (OYO Inc., 2007). Şekil 7'de 475 yıl yinelenme süresine tekabül eden probabilistik tsunami dalgası yüksekliği (m) dağılımı gösterilmiştir (Hancılar v.d, 2010).
Deprem Hasar ve Kayıp Tahminleri
Verilen bir şiddet seviyesinde ve verilen bir bina grubu (yapı cinsi, inşa tarihi, kat adedi vb.) için oluşması beklenen fiziksel ve mali deprem hasarı kırılganlık ve hasar görebilirlik ilişkileri ile belirlenmektedir. Kırılganlık ilişkileri ile verilen bir deprem yer hareketi seviyesinde oluşacak fiziksel hasarın belirli hasar sınıfları içinde yer alma olasılığı tanımlanır. Şekil 8 kapsamında 1999 Kocaeli depreminden elde edilen kırılganlık ilişkileri şiddet ve hasar sınıfı olasılıkları cinsinden sunulmuştur. Görülebileceği gibi, IX, VIII ve VII şiddet bölgelerinde kalan 2000 yılı öncesi yapılmış orta yükseklikte betonarme binaların sırası ile %20, %8 ve %1 oranı tamir edilemeyecek ölçüde hasar almaktadır. İstanbul'da ve ülkemizde mevcut diğer bina grupları için de benzer kırılganlık ilişkileri gerek şiddet ve gerekse diğer nicel deprem yer hareketi parametreleri için mevcuttur.
Hasargörebilirlik, öngörülen bir tehlikenin oluşması durumunda, bir risk unsurunda ya da risk unsuru grubunda meydana gelecek mali hasar olarak tanımlanır. Mali hasar genellikle, deprem sonrası yapının deprem öncesi durumuna getirilmesi (tamiratı veya restorasyonu) için harcanacak tutarın, yapının deprem öncesi durumunda yeniden inşası için harcanacak tutara oranını gösteren ve "Ortalama Hasar Oranı" olarak adlandırılan oranla nicelendirilir. Ortalama Hasar oranının binanın deprem öncesi yapısal maliyeti ile çarpılması bize mali hasar tutarını sağlar.
Marmara bölgesinde, 0,05 x 0,05 derecelik hücreler içinde yer alan tüm binalar için elde edilen ve 475 yıllık ortalama yinelenme süresine tekabül eden Ortalama Hasar Oranları Şekil 10'da sunulmuştur (PROTA Engineering, 2011). Görülebileceği gibi ortalama hasar oranları Kuzey Anadolu Fay hattının yakın dönemde kırılmamış olan kesimlerinde %50 seviyesine kadar ulaşmaktadır. İstanbul için ortalama hasar oranları Marmara kıyısında %30-%40 değerlerini almakta ancak, Karadeniz kıyılarında %0,5-%1 değerine düşmektedir. Adapazarı bölgesinde beklenen ortalama hasar oranı değerlerinin düşüklüğü, yakın zamanda oluşmuş olan 1999 depremin bir yansımasıdır.
İstanbul ili için deprem riski belirlenmesine yönelik olarak yapılmış çalışma (OYO-İBB, 2009) sonuçları kullanılarak elde edilmiş bina deprem hasar dağılımları haritaları Şekil 11 a, b, c ve d'de sunulmuştur (Hancılar vd, 2010). Bu haritalarda, her bir hücrede, verilen her bir hasar sınıfında yer alacak bina sayıları renk kodları ile sunulmuştur. Deprem riski, Ana Marmara Fay hattında meydana gelecek Mw7,5 büyüklüğünde bir depremden kaynaklanacak medyan (%50 aşılma olasılığı) hasarlı bina sayıları ile nicelendirilmiştir.
İstanbul ili için 2008 yılında elde edilmiş bina envanterini, 2008-2016 yılları arasındaki nüfus artışının (%18) toplam bina envanterine yaklaşık olarak yansıyacağı varsayımı ile güncellersek: 2016 yılı için toplam bina sayısı 1.372.000 olarak elde edilebilir. Bu toplam bina sayısının yaklaşık 326.000 adedi 2000 yılı sonrasında inşa edilmiştir ve yaklaşık 1.100.000 adedi mesken olarak kullanılmaktadır.
Ana Marmara Fayı üzerinde oluşacak "İstanbul Depremi"nde (Mw=7,5) %50 aşılma olasılığı (medyan) ve %16 aşılma olasılığı (medyan +1 standart sapma) ile meydana gelecek bina hasarı oranı tahminleri Tablo 1'de sunulmuştur.
Tablo 1. Bina Hasar Oranı Tahminleri (%50 ve %16 aşılma olasılığı)
| Hasar Seviyesi | %50 Aşılma Olasılığı | %16 Aşılma Olasılığı |
|---|---|---|
| Çok Ağır Hasar-Toptan Göçme | 0,5 | 3,3 |
| Ağır Hasar | 1,7 | 8,4 |
| Orta Hasar | 10,3 | 22,3 |
| Hafif Hasar | 25,8 | 32,8 |
Bu sonuçlar "İstanbul Depremi"nde %50 olasılıkla 6.000 civarında ve %16 aşılma olasılığı ile 40.000 civarında binanın çok ağır hasar (ve toptan göçme) görebileceğine işaret etmektedir. Hafif Hasar tanımı dışındaki binalar "deprem riskli" sayılırsa, İstanbul'daki binaların yaklaşık %14'ünün (150.000 bina veya yaklaşık 550.000 hane) "deprem riskli" olarak tanımlanması gerekecektir. "İstanbul Depremi"nde oluşabilecek, sadece bina hasarı kaynaklı, mali kayıp %50 aşılma olasılığı ile yaklaşık 6 milyar ABD Doları olarak tahmin edilmiştir. %16 aşılma olasılığı için ise bu kayıp yaklaşık 14 milyar ABD Doları tutarına ulaşmaktadır.
Çeşitli bina tipleri ile yapılmış analiz sonuçlarına göre 1980 öncesi yapılmış 4-7 katlı betonarme binalar en çok hasar görme olasılığına sahip yapılardır. Bina hasarlarının, daha çok, nüfusun yoğun olduğu şehrin güneybatı kısmında yer alan Eminönü, Fatih, Zeytinburnu, Bakırköy, Bahçelievler, Küçükçekmece'nin güneyi ve Avcılar'da yoğunlaşacağı tahmin edilmektedir. Kısmen daha az hasar alacak bölgeler ise: Kadıköy, Maltepe ve Kartal gibi Asya yakasının güneyinde yer alan ilçelerdir. Mevcut faydan göreceli olarak daha uzakta yer almalarına karşın, bina yoğunluğu ve hasar görebilirlik koşulları nedeniyle Beyoğlu, Eyüp ve Bayrampaşa bölgelerinin de yüksek oranda hasar görmesi beklenmektedir.
Endüstriyel Kayıp Tahminleri
Endüstriyel tesisleri içeren alanlarda binaların yanı sıra, isale hatları, depo, tank, silo, kreyn, trafo, konveyör ve konteyner gibi elemanlar da yer almaktadır. İstanbul'da münferit olarak yapılaşan sanayi tesisleri; orta ve küçük boy işletmeler (KOBİ), büyük ölçekli tesisler ve organize sanayi bölgeleri (endüstriyel parklar) olmak üzere başlıca üç ana grupta ele alınabilir. Büyük ölçekli önemli sanayi tesislerine ilişkin deprem risklerinin belirlenmesi için özel çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu bölümde sunulan bilgiler, 1999 Kocaeli Depremi sonrasında Munich Re şirketi desteği ile yapılmış çalışmadan (BU, 2003) alınmış olup, kesin bulguları içermekten ziyade, sanayi tesislerine (KOBİ) ait genel deprem performans bilgilerini sağlamak ve deprem performansının sektörel farklılaşmasını göstermek amacını taşımaktadır. Bu bağlamda KOBİ'ler 8 ana sektör bazında değerlendirilmiştir. (1-Maden, İnşaat, Seramik, Cam; 2-Ticari müesseseler, Yiyecek ve İçecek; 3-Tekstil, Deri; 4-Ahşap ürünleri ve Mobilya, Ziraat; 5-Kimya ve Petrol ürünleri; 6-Demir-Çelik ve diğer metaller; 7-Makina ve Otomotiv; 8-Ulaşım ve Telekomünikasyon)
Türkiye'deki endüstriyel tesislerin yaklaşık olarak %35'i İstanbul'da bulunmakta, ülke çapında sanayide çalışanların %30'u İstanbul'da yaşamaktadır. 1999 Kocaeli Depremi sonuçları sanayi tesislerinin, özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin, deprem sonrasında kayıplarını telafi etme kapasitesinde önemli zafiyetler bulunduğunu göstermiştir. Büyük ölçekli işletmelerde ise hasara ve mali kayba uğrama ihtimali genel anlamda küçük ve orta ölçekli işletmelere oranla daha düşük seviyede olsa da bu tip işletmelerin bir deprem sonrası ekonomide ve çeşitli pazarlarda meydana gelen dalgalanmalara bağlı olarak uğrayacağı kayıplar daha büyük olmaktadır. Bu bakımdan sanayinin olası bir İstanbul depreminde uğrayacağı kayıpların ortaya konması, endüstriyel deprem riski yönetim planlarının ulusal, yerel ve işletme boyutlarında, ilgili tüm aktörlerce zaman kaybetmeden ele alınması çok önemli bir konudur. İstanbul özellikle petro-kimya, otomotiv, tekstil, deri, makine-kimya sektörlerinde önemli miktarda tesis ve işletmeye ev sahipliği yapmaktadır.
Bir endüstriyel tesis, genel anlamda, bina tipi yapılardan (ofis, üretim ve stoklama binaları), bina tipi olmayan yapılardan (boru sistemleri, vinçler, tanklar, silolar, bacalar, kuleler vs.) ve yapısal olmayan elemanlardan (mimari elemanlar, çeşitli mekanik ve elektrik sistemler) oluşmaktadır.
Ana Marmara Fayında Mw7+ büyüklüğünde bir depremin olması durumunda kentteki endüstriyel tesislerin ağırlıklı olarak bulunduğu bölgelerde, deprem şiddetinin VIII-IX seviyelerine ulaşması beklenmektedir. Kentteki endüstriyel deprem riski konusunda farklı endüstriyel sektörleri kapsayacak şekilde yapılan çalışmalar, IX deprem şiddet bölgesinde makine-ekipman kayıplarının %2-%30 arasında, stok kayıplarının ise %2-%35 arasında gerçekleşebileceğini göstermektedir. VIII şiddet bölgesinde, makine-ekipman ve stok kayıplarının IX şiddet bölgesinde beklenenin %25-%30'u civarında gerçekleşmesi tahmin edilebilir. İstanbul'da IX ve VIII deprem şiddet bölgelerinde kentteki endüstriyel tesislerin, sırasıyla %7-%12'si ve %40-%60'ı bulunmaktadır. (Şekil 13)
Geçmiş depremlerde elde edilen bina kayıp ve hasar bilgilerini de kullanarak, İstanbul genelinde ve çevresinde endüstriyel tesislerin ortalama %6-%8 oranında bir bina hasarına uğrayacağı söylenebilir. Yine tüm sektörler için, ortalama makine-ekipman kayıpları %2,5, stok kayıpları ise %3 civarında gerçekleşebilir. Bu verilen oranlar bir sanayi tesisinin deprem sırasında uğrayacağı direkt fiziksel hasar olup, yangın, patlama, tehlikeli madde sızıntısı gibi etkilerle oluşabilecek ikincil hasar ve kayıpları; fiziksel hasara bağlı olarak ortaya çıkacak iş durması kayıplarını ve deprem sonrası değişecek pazar koşulları ve ekonomik şartlara bağlı olarak arz, talepte meydana gelecek azalma ya da değişiklikler sonucu ortaya çıkacak kayıpları içermemektedir.
Bu bağlamda İstanbul'da iş durması kayıplarının, tüm sanayi tesisleri için, IX şiddet bölgesinde ortalama olarak yıllık cironun %5-%10'u arasında, VIII şiddet bölgesi için ise yine yıllık cironun %2-%3'ü oranında gerçekleşeceği söylenebilir. Özellikle vurgulanması gereken konu ise büyük ölçekli işletmelerde ve ağır sanayide deprem hasar ve kayıplarının, diğer ülkelerde gözlenen deprem hasar ve kayıplarından çok da farklı olmamasının beklendiği, buna karşılık küçük ve orta ölçekli işletmelerde yerel fiziksel ve ekonomik koşulların etkisiyle ciddi hasar ve kayıpların gerçekleşebileceğidir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin deprem tipi katastrofik olaylardan sonra fiziksel ve mali koşullardaki stabilizasyonu sağlama kapasitesini artırıcı, örneğin sigorta gibi koruma unsurlarından yoksun olmaları, yerel ve ulusal ekonomide, etkileri uzun vadeye yayılabilecek işsizlik ve benzeri birçok sosyoekonomik sorunu beraberinde getirebilecektir.
Deprem Riskinin Azaltılması Çalışmaları
Bu bölümde İstanbul'da olası can kayıplarının azaltılmasında en önemli faktör olan binaların deprem güçlendirmesine yönelik olarak yapılan genel kapsamlı çalışma ve uygulamalara yer verilecektir.
İstanbul'da meydana gelebilecek deprem zararlarını azaltmanın iki temel şartı; yeni yapılacak yapıların mevcut deprem riskini arttırmamasını sağlamak ve mevcut deprem riskinin azaltılması yönünde önlemler almaktır. Bu şartlardan birincisinin uygulanması için deprem etkilerini göz önüne alacak şekilde düzenlenmiş arazi kullanım planlarının yapılması ve tüm bina, altyapı ve şebekelerin depreme dayanıklı bir şekilde projelendirilerek inşası gerekmektedir. İkinci şartın sağlanması için ise deprem performansı yetersiz bina, altyapı ve şebekelerin takviyesi ve acil durum plan ve programlarının hazırlanarak uygulamaya konması gereklidir. Mevcut yapı, altyapı ve şebekelerin tahkim ve takviyesi konusunda önceliğin, sosyo-ekonomik yaşamın devamı için deprem sonrasında ayakta kalması gerekli haberleşme, ulaşım, asayiş ve sağlık gibi fonksiyonlara verilmesi gereği açıktır.
2000 yılı sonrasında İstanbul'da yapılan binaların deprem performanslarında belirgin bir iyileşme gözlenmektedir. Bu iyileşmenin sebepleri arasında halkın deprem güvenliği konusunda bilinçlenmesi, yeni deprem şartnamesinin varlığı, mühendislere yönelik eğitim programları, yerel yönetim ve yapı denetleme firmalarınca yapılan düzenleme ve kontroller sıralanabilir. Diğer bir önemli etken de azalan enflasyon ve kredi faizlerindeki düşme nedeni ile büyük konut yatırımcılarının devreye girmesi ve buna bağlı olarak konut üretiminde görülen endüstriyelleşmedir. Ancak, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen, İstanbul'da bir depremde oluşacak can kayıplarını azaltmanın en önemli unsuru mevcut binaların, özellikle mesken olarak kullanılan apartmanların, deprem performanslarının yükseltilmesidir.
Deprem tasarım şartnamesine uyulmadan projelendirilmiş ve/veya gerek projelendirme ve gerekse inşa aşamasında yeterli denetim görmemiş binalar, doğal olarak, istenilen deprem performansını sağlayamamaktadır. Mevcut deprem yönetmeliğimiz: tasarım depremi altında bina yapılarının "can emniyetini" sağlamasını performans olarak hedeflemekte ve yapıda meydana gelecek hasarın nitelik ve seviyesini bu hedef doğrultusunda sınırlamaktadır. Bu performans hedefinin sağlanması için; yapı projesinin yetkin kişi veya kurumlarca hazırlanması ve bağımsız ve yetkin kişi veya kurumlarca kontrol edilmesi, bina inşaatının yetkin kurumlarca inşa edilmesi ve inşaatın bağımsız ve yetkin kişi veya kurumlarca denetlenmesi gerekmektedir.
Kentsel Dönüşüm
6306 Sayılı Kanun (Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun) ve uygulama yönetmelikleri kapsamında T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen kentsel dönüşüm uygulamaları, özellikle Fikirtepe, Tarlabaşı, Esenler ve Gaziosmanpaşa semt ve ilçelerinde devam ettirilmektedir. Yasa kapsamında İstanbul'da 2014 yılında toplam 17 bin 830 adet binada (68 bin 424 adedi konut, 9 bin 813 adedi dükkân olmak üzere toplam 78 bin 237 adet bağımsız birim için) riskli yapı tespiti yapılmıştır. Bu toplam, İstanbul'daki riskli bina stoğunun küçük bir oranını yansıtmaktadır.
6306 Sayılı Kanun, yüksek riskli alan ya da binaların tanımlanmış bir bölge içinde dönüştürülmesini ve daha güvenli bir bina inşa etme ve kentsel yenilenme yoluyla planlı bir alanı geliştirmeye yönelik alternatif yöntemleri tanımlamakta ve yapılacak uygulamalarla depreme karşı güvenli, sağlıklı ve sürdürülebilir yerleşimlerin oluşturulması ve kentsel alanların mekân kalitesinin yükseltilmesi amaçlanmaktadır. Ancak, yapılan uygulamalar kapsamındaki yeni binalar, yapısal açıdan deprem güvenli olsa da çoğunlukla kâr motivasyonları ile geliştirilmiştir ve tekrarlanabilirlik temelinde sürdürülebilirlik hedeflerine ancak sınırlı katkıda bulunmuştur. Kentsel dönüşümde ana hedef, başta deprem olmak üzere, olası diğer afetlerde oluşacak zararların azaltılması, altyapı yetersizliklerinin giderilmesi, mekân ve yaşam kalitesinin arttırılması ve çevre ile uyumlu, estetik, özgün mimari özelliklerine sahip yapılaşma olmalıdır.
Bu kapsamda, diğer önemli bir konu da kentsel dönüşüm uygulamalarında dikey mimariden yatay mimariye geçişin örneklerinin oluşturulması olmalıdır. İstanbul bugün 1000 civarında yüksek bina (20 kat ve üstü) ile dünyanın sayılı kentlerinden birisi olmuştur. Mevcut deprem şartnamesi kapsamında, bu binaların büyük bir çoğunluğunun "İstanbul Depremi"nde (eğer deprem şartnamesine uyulmuş ise) "Can Emniyeti" performans hedefini sağlayabileceğini söyleyebiliriz. Ancak, her ne kadar bu performans hedefini sağlayan az katlı binaların deprem sonrası restorasyonu (deprem öncesi durumuna getirilmesi) mümkün ise de, yüksek binalar için bu restorasyon, gerçekleştirilmesi zor bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim yeni (2017) deprem şartnamesinde, bu sebeple deprem performans kriterleri, yüksek binalar için revize edilmiştir.
İSMEP Projesi
"İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi" (İSMEP) Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası tarafından sağlanmış 310 milyon Euro tutarında bir kredi kapsamında İstanbul Valiliği İl Özel İdaresi bünyesinde oluşturulan İstanbul Proje Koordinasyon Birimi (İPKB) tarafından yürütülmektedir. Projenin ana amacı, İstanbul deprem master planı belirlemeleri ışığında, olası bir depremde İstanbul'da oluşacak sosyal ve ekonomik kayıpların azaltılması olarak özetlenebilir. Projenin acil durum hazırlık kapasitesinin artırılması, öncelikli kamu binaları için sismik riskin azaltılması, imar ve yapı mevzuatının uygulanması başlıklı üç temel bileşeni bulunmaktadır.
İSMEP projesi kapsamında, İstanbul'da yeterli deprem performansına sahip olmayan 1.304 kamu binasının (özellikle eğitim ve sağlık) deprem performansları başarılı bir şekilde iyileştirilmiş bulunmaktadır. Ancak deprem performanslarının iyileştirilmesi gereken çok sayıda sağlık tesisinin varlığı bilinmektedir.
İstanbul'da İSMEP projesi kapsamında, deprem yalıtım teknolojisi kullanılarak güçlendirilmiş olan Marmara Üniversitesi Başıbüyük Hastanesi ve inşaatları tamamlanmak üzere olan Okmeydanı, Göztepe ve Kartal Hastaneleri, "İstanbul Depremi" sırası ve sonrasında işlevlerine devam edecek şekilde tasarlanmış bulunmaktadır.
Zorunlu Deprem Sigortası
1999 Kocaeli depreminden sonra yapılan en önemli uygulamalardan biri Zorunlu Deprem Sigortası'na (DASK) ilişkin düzenlemedir. 27.08.1999 tarih ve 4452 sayılı Doğal Afetlere Karşı Alınacak Önlemler ve Doğal Afetler Nedeniyle Doğan Zararların Giderilmesi İçin Yapılacak Düzenlemeler Hakkında Yetki Kanununun verdiği yetkiye dayanılarak hazırlanan 587 sayılı "Zorunlu Deprem Sigortasına Dair Kanun Hükmünde Kararname" ile DASK uygulaması yürürlüğe girmiştir ve 27 Eylül 2000 tarihinden itibaren teminat sunmaya başlamıştır.
Oluşturulan yeni sistem, kısa zamanda başarılı bir performans ortaya koymuş olup uluslararası kuruluşlar tarafından pek çok ülke için örnek uygulama olarak gösterilmektedir. Halen İstanbul'da sigortalanabilir hane sayısı 3.700.000 adettir ve bu hanelerin %53'ü sigortalanmıştır. DASK'ın toplam hasar ödeme kapasitesi (9 milyar TL sigorta havuzu ve 2,5 milyar Euro reasürans olmak üzere) yaklaşık 25 milyar TL tutarındadır.
İstanbul ile benzer deprem tehlikesi ihtimalini paylaşan San Francisco ve Tokyo kentlerinde deprem sigortası alma oranının sırası ile %10 ve %30 olduğu göz önüne alınınca DASK'ın sağladığı başarı anlaşılabilir.
Kaynaklar:
- Ambraseys, N. (2002), "The Seismic Activity of the Marmara Sea Region Over the Last 2000 Years", Bull.Seism.Soc.Am., 92:1-18.
- Ambraseys, N. N. ve C. F. Finkel (1991). Long-term seismicity of Istanbul and of the Marmara Sea region, Terra Nova, 3, 527-539.
- Armijo, R., B. Meyer, S. Navarro, G. King and A. Barka (2002) Asymmetric slip partitioning in the Sea of Marmara pull-apart: a clue to propagation processes of the North Anatolian Fault?. Terra Nova, 14, 80-86.
- BU (2003), Earthquake Risk Assessment for Industrial Facilities in Istanbul – Boğaziçi University (Report prepared for Munich-Re Group)
- BU-ARC (2002), Earthquake Risk Assessment for Istanbul Metropolitan Area, Project Report prepared by M. Erdik, M, N.Aydınoğlu, A.Barka, Ö.Yüzügüllü, B.Siyahi, E.Durukal, Y.Fahjan, H.Akman, G.Birgören, Y.Biro, M.Demircioğlu, C.Özbey and K.Şeşetyan (Bogazici University Publications).
- Hancılar, U., C. Tüzün, C. Yenidoğan and M. Erdik (2010a), ELER software – a new tool for urban earthquake loss assessment, Nat. Hazards Earth Syst. Sci., 10, 2677–2696, 2010
- Hancilar, U., Cakti, E., Zulfikar, A.C., Demircioğlu, M.B., Erdik, M. (2010b), Tsunami loss assessment for Istanbul, European Geosciences Union General Assembly, Vienna, Austria, 2010.
- IBB (2004), İstanbul Deprem Masterplanı-Earthquake Masterplan for Istanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için B.C., İ.T.Ü., M.E.T.Ü. ve Y.T.Ü. tarafından hazırlanmış rapor.
- JICA-IBB (2003) İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması-Disaster Prevention / Mitigation Basic Plan in Istanbul including Seismic Microzonation - İstanbul Büyükşehir Belediyesi için Japonya Uluslararası İşbirliği Teşkilatı vasıtası ile hazırlanmış rapor.
- Le Pichon, X., A. M. C. Sengor, E. Demirbag, R. Armijo, N. Gorur, N. Cagatay, B. Mercier de Lepinay, B. Meyer, R. Saatcilar and B. Tok (2000) Marine Atlas of the Sea of Marmara (Turkey). IFREMER
- OYO – İBB, 2007, "Mikrobölgeleme Rapor ve Haritalarının Yapılması, Avrupa Yakası (Güney), Deprem Tehlikesi Haritası Teknik Raporu-Earthquake Hazard Assessment for Istanbul, Project Final Report Submitted to the Istanbul Metropolitan Municipality", İBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü, Oyo International Cor.
- OYO-İBB (2009), İstanbul'un Olası Deprem Kayıpları Tahminlerinin Güncellenmesi İşi Sonuç Raporu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi için OYO+GRM Şirketleri tarafından yapılmış çalışma raporu.
- Parsons, T. (2004) Recalculated probability of M>7 earthquakes beneath the Sea of Marmara, Turkey. J. Geophys. Res., 109, B05304, doi:10.1029/2003JB002667.
- PROTA Engineering (2011), Prioritization of Provinces with Respect to Vulnerability, World Bank project on Prioritization of High Seismic Risk Provinces and Public Buildings in Turkey.
Dr. Mustafa ERDİK
Emeritus Prof.
Boğaziçi Üniversitesi
Başkan
Türkiye Deprem Vakfı